Zigetvar: Son Seferin Kalesi

Kanuni Sultan Süleyman son seferini Zigetvar’a yaptı. Muhteşem Süleyman’ın ölümü ordudan gizlenmiş, iç organları burada toprağa verilmiş, bir de türbe inşa edilmişti. Türbenin bulunduğu Macaristan’ın Zigetvar yakınlarındaki kalede arkeolojik kazılar yapılıyor.

Yazı ve Fotoğraflar: Abdullah Deveci

Budapeşte Havalimanı'na girildiğinde hemen hissedilen dinginlik ve huzur, Zigetvar’a (Sziget, ada; vár, kale demek) ulaşan yol boyunca devam ediyor. Zigetvar, tarihteki önemine karşın, on bini biraz aşan nüfusuyla küçük bir yerleşim. Burada da ilk izlenim dinginlik ve huzur; öngörülebilir bir gelecekte sizi zora sokacak hiçbir ani değişmenin olmayacağı hissine güven duygusu eşlik ediyor.

Zigetvar Kent Meydanı. Sol tarafta belediye binası ve meydanın ortasında cephelerine yapılan müdahale ve eklenen çan kulesiyle kiliseye çevrilen Ali Paşa Camisi yer alıyor. Bu yapı günümüzde kentin en önemli Katolik kilisesi

Burası 16. ve 17. yüzyıllarda bir Osmanlı sancak merkeziydi. Zigetvar’da günümüze ulaşan en önemli Osmanlı yapıları, kale içindeki Kanuni Sultan Süleyman ile Ali Paşa Camileridir. Bu iki yapı büyük değişimler geçirmiş.

Zigetvar 1689’da Avusturyalılar tarafından alındığında bir süre mühimmat ambarı olarak kullanılan Ali Paşa Camisi, 1712 yılında Plébania adıyla kiliseye çevrilmiş. Barok tarzda cephe giydirmeleriyle dış görünüşünü 1789’da değiştirilen yapı bugün kentin en önemli Katolik kilisesi. Bu yapıların dışında kentteki bir başka Osmanlı eseri de muhtemelen bir sıbyan mektebiyken bugün Türk evi adıyla müzeye dönüştürülen bir yapı...

Kamuoyunda Kanuni Sultan Süleyman Türbesi’nin bulunması için yürütülen Zigetvar Üzüm Tepesi kazıları aslında çok uzun erimli bir çalışma. Kazılarda, türbeyle birlikte bir palanka (küçük kale) içinde Osmanlı yerleşimini ortaya çıkarmak amaçlanıyor.

Üzüm Tepesi olarak adlandırılan mevkide, Kanuni Sultan Süleyman’ın türbesi ve bir palanka (küçük kale) içinde yer alan Osmanlı yerleşiminin arkeolojik kazıları yürütülüyor

Kanuni Sultan Süleyman, 72 yaşındayken 1566 yılında çıktığı son seferinde, Zigetvar kuşatması sırasında vefat etmişti. Hanedan ve tüm Osmanlı için hatırası hep güçlü kalan padişah, Avrupa’daki adıyla Muhteşem Süleyman için tören ve defin işlemleri İstanbul’dan uzakta olmanın zorluklarıyla halledilmeye çalışıldı.

Sokollu Mehmet Paşa’nın büyük gayretleriyle Sultan Süleyman’ın ölümü gizlendi. Çünkü kuşatma bitmemişti ve daha da önemlisi tahta yeni padişahın geçmesine kadar kargaşaya tahammül yoktu.

Sokollu Mehmet Paşa, 2. Selim’e gönderdiği mektupla Sultan Süleyman’ın ölümünü bildirdi. O sıralarda Kütahya’da olan 2. Selim İstanbul’a üzerinden Belgrad’a hareket etti. Zigetvar’daki durum tümüyle Sokollu Mehmet Paşa’nın inisiyatifinde kontrol altındadır.

Zigetvar, 16. yüzyılda birbiriyle bağlantılı adalar üzerindeki yerleşimdi. Her adanın kendi sur sistemi vardı; buradan günümüze ulaşan, içinde iç kalenin de bulunduğunu bildiğimiz en sonuncusu, fethedilen adanın suruydu

Kanuni’nin öldükten sonra naaşı için yapılan işlemler konusunda tarihi kaynaklar birbirinden farklı anlatımlar sunar. Zigetvar Seferi’nin her aşamasında bulunan Selânikî Mustafa bu konuda oldukça ketumdur.

Feridun Ahmet Bey, Mustafa Ali, Solakzade ve Evliya Çelebi’nin aktardığı bilgiler ilginçtir. Kanuni’nin ölümünden sonra cenazeye uygulanan işlemler de anlatılmıştır bu tarihi kaynaklarda. Feridun Ahmet Bey, Mustafa Ali, Kanuni’nin iç organları çıkarıldıktan sonra misk, amber ve tuz sürüldüğünü, Evliya Çelebi de salamurasının yapıldığını söyler.

Zigetvar Seferi’ne katılmış Feridun Ahmet Bey, iki kere tahnit yapıldığını aktarır. İlk işlemlerden sonra Kanuni’nin naaşı çadırın içinde tabuta yerleştirilerek toprağa gömülür; 42 gün sonra toprak altından çıkartılarak yeniden tahnit edilir. Tüm bu işlemlerin tahnit ya da mumyalama olup olmadığı tartışmalı.

Kesin olan şu ki Kanuni’nin naaşının Zigetvar’dan Belgrad’a ulaşması 48 gün, İstanbul’a getirilmesi 82 gün sürmüştür. Böyle bir sürede normal olarak naaşın korunması için mutlaka birtakım işlemler gerekiyordu.

Solakzade’den yararlandığı bilinen, bir 17. yüzyıl kaynağı olarak Evliya Çelebi Zigetvar’a gelerek, kentin doğusunda ve kente bir top atımı uzaklıkta, içinde türbenin olduğu palankayı tarif eder: Evliya Çelebi, yüksek bir tepede bağlar içinde yer alan palankanın ismini Sultan Süleyman Han Türbesi Kalesi olarak verir. Bu kalenin içindeki türbede Kanuni’nin iç organlarının gömülü olduğunu bildirir.

Batılı tarihi kaynaklardan Pál Esterházy’in palanka planında (1664), yerleşimin düzeni ve türbe gösterilir. Leandro Anguissola’ya ait harita (1689) ise 17. yüzyılın sonlarına doğru Zigetvar şehri ve çevresini gösterir. Bu bilgilere karşın toprak üstünde mimari hiçbir kalıntının olmamasından dolayı türbe ve palankanın yeri bu güne kadar bilinmiyordu ve bu konuda çok sayıda spekülatif anlatım vardı.

Tarihi kaynakların değerlendirilmesi, yüzey araştırmaları ve Macar ekibin başarılı çalışmaları sonucunda Sultan Süleyman’ın iç organlarının gömülü olduğu türbe, cami, tekke ve askeri garnizon için gerekli olan binaların olduğu palankanın yeri tespit edildi.

Palankanın bir hendekle çevrelendiği, zamanla bunlara yerel halk ve ziyaretçilere hizmet vermesi amacıyla imaret, medrese, han ve hamam gibi yapıların eklendiği ve palanka dışında iki mahalle büyüklüğünde bir yerleşimin oluştuğu anlaşıldı.

Avusturyalılar'ın 1664 yılında kış seferi diye bilinen saldırısında türbe kısmen tahrip edilmiş ve diğer yapılar yakılıp yıkılmış. Daha sonra yapıların elden geçirilip onarıldığı veya yeniden yapıldığı Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinden bilinir. Osmanlılar'ın Zigetvar’dan çekildiği 1689 yılından sonra türbe önce Cizvitler tarafından kiliseye çevrilmiş, 1693 yılındaysa ortadan kaldırılmış.

Arkeolojik kazılar halen palanka içinde yürütülüyor. Ekim - Kasım 2015 kazı döneminde türbe olarak düşünülen bina bulunmuştu. Bu yıl mayıs ayında başlayan kazılardaysa türbenin yanındaki cami belirlendi. Tamamen yıktırılan bu yapıların temellerine ulaşıldı.

Kanunİ Sultan Süleyman’ın Zigetvar’daki türbesinin yerini arama çalışmaları TİKA ve Zigetvar Belediyesi arasında 2014 yılında imzalan bir antlaşmayla başladı. Proje, Macar Milli Akademisi’nin kurumsal kimliği altında Prof. Dr. Pál Fodor ve Pécs Üniversitesi’nden Doç. Dr. Norbert Pap’ın ortak başkanlığında yürütülüyor.

Kazı çalışmalarının başkanlığını yürüten arkeolog - türkolog Dr. Erika Hancz dışında projede kartografyacı Dr. Péter Gyenizse, Zita Bognár, coğrafyacı - tarihçi Dr. Máté Kitanics ve tarihçi Dr. Dénes Sokcsevits görev alıyor.

Ortaklığın Türkiye ayağını Prof. Dr. Ali Uzay Peker (ODTÜ) koordinatörlüğündeki kazı alanı sorumlusu Öğr. Gör. Abdullah Deveci (Anadolu Üniversitesi) ve ODTÜ, A.Ü. ve H.Ü.'den oluşan ekip üstlenmiş durumda. Türkiye’nin yurtdışında arkeolojik kazılar yürütmesinde TİKA Başkanı Dr. Serdar Çam, TİKA Balkanlar ve Doğu Avrupa Daire Başkanı Dr. Mahmut Çevik ve Budapeşte Program Koordinatörü Havva Pınar Özcan’ın önemli katkıları bulunuyor.

Ucuz Bilet Bulunuyor...
Mynet Seyahat ile yola çık!
    Bu butonla sen de Mynet Seyahat yazarı olabilirsin!