Moğolistan

Asya

Moğolistan

Moğolistan, şımartılmamış bir güzellik. Atların özgürce etrafta dolaştığı ve göçebe çobanların yabancılara kapılarının sonuna kadar açık olduğu bir yer. Burada yolculuk planlarınızı bir kenara bırakın ve beklenmeyeni yaşamaya hazır olun. 2.9 milyon nüfusa sahip ülkede Moğolca konuşuluyor ve başkenti Ulaanbaatar.

Dünya Moğolistan’ı göçebe çobanları ve güçlü atlarıyla ve tabii bir de Cengiz Han ile tanıyor. Moğollar 13. yüzyılda neredeyse dünyanın yarısını fethetmeleriyle biliniyor. İmparatorluk çok zaman önce yok olmuş olsa da hala insanlar Moğolistan’ın tarihini cezbedici buluyor.

Moğollar çok özel bir coğrafyada yaşıyorlar. Ziyaret edenlere sorduğunuzda sarp dağlarından, uçsuz bucaksız bozkırlarından ve saydam göllerinden bahsedeceklerdir. Aynı zamanda Moğolların göçebe yaşam tarzarı da 21. yüzyılda hala sürdürdükleri bir yaşam tarzı olmasından ötürü oldukça ilgi çekiyor. Halkın konukseverliği sayesinde kendinizi koyun sürüsü güderken ya da inekten süt sağarken bulabilirsiniz.

Dünyada çok az ülkede kırsal yaşam ve şehir hayatı birbirinden bu derece farklı olabilir. Göçebe Moğollar basit ve daha ilkel bir hayat yaşarken, başkentteki kuzenleri Ulaanbaatar’da çok daha geleceğe dönük bir yaşam biçimi sürdürüyorlar.

Moğollar Naadam Festivalleri’ni oldukça seviyorlar. Üç gün boyunca süren güreş, at yarışları ve okçuluk faaliyetleriyle geçen bu festivalin adının gerçek anlamı “Oyunlar”. Bütün festivalin asıl amacı eğlenmek, akrabalar ve arkadaşlarla bir araya gelmek, yerel bir lezzet olan “Ushuur” yemek ve bolca votka içmek. En geleneksel olan festivaller genellikle en küçük kasabalarda gerçekleşiyor. Başkentte ise Naadam Festivali geleneksel bir olaydan ziyade bir spor etkinliği tadında geçiyor. Şehirde büyük bir kalabalık oluyor ve konserler veriliyor.

Moğolistan’da yaşayacağınız en unutulmaz tecrübe büyük olasılıkla Ger adını verdikleri, dışardan basit görünen ancak içine girdiğinizde ne kadar çok döşenmiş olduğuna ve ne çok modern eşya olduğuna inanamayacağınız, göçebelerin yaşadıkları çadırlarda konaklamanız olacaktır. Bu çadırlarda, yataklar, masalar, sandalyeler, ocak, televizyon ve radyo bulmanız mümkün. Ziyaretçiler, kapı bile çalmalarına gerek kalmadan çadırlara girebiliyorlar çünkü göçebe Moğolların kapıları her zaman açık. Sadece bir Ger’e girmeden önce yaklaşırken “Nokhoi khor” demeniz yeterli. Bunun anlamı ise “Köpeği tutun” demek. Özel turistler için Ger kampları ülkenin her yerinde mevcut.

Gobi Çölü’ne tatil için gitme fikri Marco Polo’yu mezarında ters döndürüyor olsa gerek. Venedikli ziyaretçiler vakti zamanında bu zor iklimde hayatta kalabilmek ve yol alabilmek için büyük zorluklar çekmişlerdi. Neyse ki seyahat şartları son 800 yılda oldukça gelişti. Artık buraya konforlu bir ziyaret yapmak mümkün. Develer üzerinde yolculuk yaparak dinozor fosillerini kazıyıp çıkarma imkanı bulabilirsiniz. Asıl görülmesi gereken yer ise Khongory Els’teki manzara ve gece kum tepeciklerinde esen rüzgarın çıkardığı ıslık sesini dinleyebilmek.

Moğolistan’ın en önemli doğal güzelliği Khövsgöl Nuur. 136 km uzunluğundaki bu nehir Sibirya’nın yakınında en güneyde bulunuyor. Moğollar için nehir ruhani bir anlama sahip. Su ruhlarının yaşadığı yer ve şamanların ilham alarak yaşadıkları yer olarak biliniyor. Yabancılar için ise bu nehir; ata binmek, balık tutmak, kayak yapmak, yürüyüş ya da dağ bisikleti aktiviteleri anlamına geliyor.

Moğolistan dünyadaki en az popülasyona sahip ülkelerden biri olarak bilinse de başkent Ulaanbaatar’a gelince bunun doğru olduğuna inanmakta güçlük çekebilirsiniz. Bir çok insan, arabalar ve trafik sizi bir anda afallatabilir. Renkli gece hayatı, şık kafeleri ve Hummer marka arabaların yanı sıra şehrin bir de huzurlu bir yanı var. Bir dua çarkı döndürmek için Gandan Khiid’e gitmeniz ya da Zaisan Memorial’a tırmanarak biraz huzur bulmanız da mümkün.

Zamanı etkilerine karşı koyamamış bir Budist manastırı olan Erdene Zun Khiid Moğolistan’ın ruhani kökenlerine inmenin en hızlı yolu. Yaşlı ve genç Budist rahipleri sessizce sıra halinde otururken görmeniz mümkün. Burada yüz yıllar önce buraya Tibet’ten gelen dinin mirasının devam ettirildiği etkileyici bir yer. Burada halkı manastırı ziyaret ederek dua çarklarını çevirirken ya da kutsal sözleri fısıldarken görebilirsiniz. Burada ayrıca çok kıymetli Budist ikonalarına rastlamak ya da tarihi duvarların üzerinde narin boyamalar görmek mümkün. 1586’da Altai Khaan tarafından kurulan Moğolistan’ın ilk Budist tapınağı Erdene Zuu’dur. Eskiden 60 ile 100 arası manastır varmış ve 1000’e yakın keşiş burda yaşarmış.

Moğolistan’a geldiğinizde mutlaka geleneksel yemekleri tatmanız gerekiyor. Örneğin; “Buuz”, “Khorkhog”, “Makh”, “Sölte Kool” ve “Tsagaan İdee” gibi. Ama özellikle geleneksel bir içecek olan tuzlu süt çayı kulağa çok hoş gelmese de sizi şaşırtabilir.

Haziran ve ağustos ayları oldukça sıcak ve kuru oluyor. Naadam Festivali zamanına yakın ziyaret etmeyi düşünüyorsanız mutlaka uçak biletinizi önceden ayırtın. Mayıs ve eylül ayları bazı Ger kampları kapalı olabilir. Hava bu dönemde oldukça değişken olabiliyor. Bu aralıkta turist sayısı da oldukça az oluyor. Ekim ve nisan aylarında bazı Ger kampları ve misafirhaneler kapalı olabiliyor ancak bazı oteller indirim imkanı sunuyor. Rüzgar ve kum fırtınaları özellikle mart ve nisan aylarında görülebiliyor. Bu dönemde yapılabilecek aktiviteler arasında köpek kızaklarına binmek, buz pateni ve kayak var.