Lüksemburg

Avrupa

Lüksemburg

Lüksemburg büyük düklüğü görsel olarak kale köyleriyle ve inişli çıkışlı ormanlık tepeleriyle oldukça göze hitap eden güzelliklere sahip. Başkenti Luxembourg City olan ülkede Fransızca, Almanca ve Lüksemburgca konuşuluyor. Ülkenin nüfusu ise ortalama 514,862 civarında.

Hangi Avrupa ülkesinin uzunluğu sadece 84 km ve dünyanın üçüncü en zengin ülkesi olma özelliğine sahip? Cevap tabii ki Lüksemburg. İkinci Dünya Savaşı’ndaki yıkımı ve ülkenin durumunu düşünecek olursak şu an geldikleri nokta takdire şayan. Savaş zamanından kalma acı hatıralar ise ülkenin dört bir yanındaki savaş müzelerinde sergilenmekte. Ülkenin ekonomik mucizesi çelik madeni ile başlamış olsa da şu an bankacılık üzerine kurulu bir durumda. Belçikalıların, insanların Lüksemburg’a gitmelerinin tek sebebinin paralarını almak olduğuna dair esprileri bile var.

Bütün bu bankacılık kısmını bir kenara bırakacak olursak başkentin masalsı bir havası ve Unesco Listesi’nde yer alan tarihi bölgeleri ülkeye bakış açınızı hemen değiştirebilecek nitelikte. Büyüklüğünü düşünecek olursak Lüksemburg’un ziyaretçileri için büyük sürprizleri var.

Sadece yayalara özel olan ve Avrupa’nın en güzel balkonu olarak anılan “Chemin de la Coniche” 17. yüzyıldan kalma şehir duvarları ve nehrin karşısında bulunan kanyon manzarasıyla adeta filmlerden fırlamış bir çekiciliğe sahip. “Palais Grand-Ducal”, “Deai Tier”, “Place Guillaume II” gibi tarih kokan bu yerleri de ziyaret etmeyi unutmayın.

İkinci Dünya Savaşı müzeleri arasında en kapsamlı ve en görsel olan müze “Musee National d’Historire Militaire”. Bir zamanlar derme çatma bir binada şehir merkezinin 200 m kuzeyinde yer alan müze şu anda tam donanımlı. Dünya savaşı malzemelerine, taşıtlarına ve hatıralarına sahip. Çok sayıda manken kullanılarak mücadele edilen sahnelerin tekrar canlandırılmasında oldukça başarı işler yapılmış.

Avrupa’nın en küçük şarap bölgesine hoşgeldiniz! Geniş Moselle Nehri, Almanya ile doğal bir sınır oluşturuyor. Sarp yamaç kenarlarını sonsuzluğa uzanırmışçasına üzüm bağları kaplıyor. Yazın ise bu bağlar zümrüt yeşili bir renge bürünüyor. Shengen’den Wasserbillig’e kadar nehir boyunca gittiğinizde birçok şarapçılık yapılan köylere rastlarsınız. Hiçbirinde aşırı öne çıkan görsel bir güzellik olmasa da eski Wellenstein Köyü’nün tepesinden baktığınızda göreceğiniz manzara oldukça eşsizdir.

Saray mı? Kale mi? Katedral mi? “Chateau de Vianden”i ilk gördüğünüzde aklınıza bu sorular gelebilir. Burası aslında bir kale kompleksi. Beyaz taş duvarları akşamları altın renginde parlıyor ve tüm Lüksemburg’un en fotojenik manzarasını meydana getiriyor. Ünlü şatoya modern bir sergi bölümünden giriliyor, kale girişi ardında mızraklarla ve zırhlarla dolu bir koridordan geçiyorsunuz. 10 numaralı odada kalenin önceki halinin modellerini ve planlarını görebiliyorsunuz. Alışıla gelmeyen şapeli haricinde orta çağ dönemine ait bir tarz ile dekore edilmiş odaları da görebilirsiniz. Mutfak ise oldukça etkileyici. “the Arend” odasında burayı ziyaret etmiş ünlülerin fotoğrafları yer alıyor.

Çarpıcı “Luxembourg City History Museum” bir seri 17. yüzyıldan kalma evin arasına gizlenmiş bir durumdadır. Bu evlerden bir tanesi ise Orval’ın piskoposunun yazlık evidir. Güzel bahçesi ve açık terasının ise oldukça hoş bir manzarası vardır.

Ettelbrück’ün 8 km kuzeyindeki “Chateau de Bourscheid” ulusun kuşkusuz en dramatik kalesi. Yakınlaştıkça bozulma daha netleşse de hala çekiciliğini korumaya devam ediyor. Giriş ücreti 90 dakikalık sesli rehber ve enteresan bir prezantasyonu da kapsıyor.

Müllerthal hobbitler ve periler için mükemmel bir gayrimenkul cenneti. Kentin en çekici köşeleri dar, yosun tutmuş geçitlerden, kristal berraklığında ırmaklardan ve tuhaf kaya oluşumlarından meydana geliyor. Bu film seti hissi veren noktaları yakalayabilmek için şehirde ve tarihi Echternach’ın kuzeyindeki ormanlıklarda yürüyerek keşif yapmanız gerekiyor.

“Judd mat Gaardebounen” Lüksemburg’un geleneksel yemeklerinden biri ve tütsülenmiş domuz, kremamsı bir sos, fasulye ve patates ile hazırlanıyor. “Liewekniddelen mat Sauerkraut” ciğerden yapılan bir köfte çeşidi. En sevilerek içilen içki ise üzüm bağları sebebiyle şarap. Moselle Vadisi’nde yapılan köpüklü şarap oldukça lezzetli.

Mayıs ve ağustos ayları en güneşli zaman dilimi. Şubat ve mart ayları arası ülke kış etkisinden sıyrılmaya başlıyor. Kasım ve şubat ayları arasında hava genellikle soğuk ve ıslak oluyor. Bu sebepten birçok aktivite kapalı olabiliyor.