İzlanda'daki Mutluluğun Sırrı Ortaya Çıktı!

Ülkedeki mutluluğun gizemi, sizce halka açık yüzme havuzlarında mı saklı?

Reykjavik’de buz gibi bir şubat gününde, üstümde hiçbir şey yoktu. Dışarıdaki sıcak küvetlere açılan, uzun ve içinizi titretecek kadar soğuk bir yürüyüşü göze almanız gereken Vesturbaejar havuzunda’ki giyinme odasında sırılsıklam bir haldeydim. Bana eşlik eden kişi ise sabırlı ve güçlü bir Viking’den başkası değildi. Sürekli sızlanıp duruyordum!

“Dışarı çıkmak istemiyorum, sen buna nasıl dayanıyorsun?” dedim.

Omzunu silkerek “Havuzda yüzmen gerekiyor” diyerek cevap verdi Valdimar Hafstein. Kendisi, İzlanda Üniversitesi’nde ülkedeki havuzlar üzerinde araştırma yapan bir toplum bilimcisiydi.

Derin bir nefes aldım, sıcak şeyler düşünmeye çalıştım ve mayomu giyerek tramplene çıktım. Havanın sıcaklığı neredeyse donma noktasının birkaç derece daha altındaydı.

Elinizde bir buz küpünü sıkıca tuttuğunuzda duyduğunuz acı ve ağrıyla birlikte ne hissediyorsanız, aynı hissi tüm vücudunuz çıplakken hissettiğinizi hayal edin. Asla bir yüzme havuzuna gitmemem gerektiğini söyleyen kökleşmiş içgüdülerimle boğuşurken, kendimi kompleksin içerisinde birbiriyle bağlantısı olan sıcak havuzlara yönelmiş buldum.

Komik göründüğüme bahse girerim. İşin iyi tarafı ise insanların arasında neredeyse çıplak olmama rağmen, daha öncesinde kendi görünüşümle ilgili hiç bu kadar kaygısız olmamıştım.

Saat 16.00’da gökyüzünde pul pul parıldayan küçük kar taneleri, alacakaranlık yaklaştıkça daha da kararıyordu. Sıcak havuzlardan en büyüğüne vardım ve çene hizasına kadar suya battım. Arkamda duran Valdimar, kendi halinde gezinirken başka bir havuzda yüzen bir komşusuyla selamlaşıyordu.

Reykjavik’deki Vesturbaejar havuzunda bulunan sıcak küvetler.

Ne kadar küçük olursa olsun, İzlanda’daki tüm şehirlerin kendi havuzları bulunur. Koyunların otladığı taşralarda, yağmur bulutlarının altında gelişigüzel yapılmış yıkık dökük kare şeklindeki beton yapılar var. Amerikan kültürünün asla müsamaha göstermeyeceği korkunç derecede tehlikeli su kaydırakları ile çeşitli kademelerde sıcak küvetlerin yer aldığı lüks su kompleksleri de mevcut.

Kentucky’deki Lexington şehrinden biraz daha fazla bir nüfusa sahip olan İzlanda’da, birçoğu dış mekânda bulunan, genellikle jeotermal enerjiyle ısıtılan ve tüm yıl boyunca açık olan toplamda 120’den fazla halka açık havuz var.

Kent merkezindeki sıcak bir havuzda birlikte dinlenirken, Belediye Başkanı Dagur Eggertsson ile röportaj yapma fırsatını kaçırmadım elbette. Eggertson'a göre:

“Eğer bir yüzme havuzunuz yoksa bir şehir haline de gelmeniz pek mümkün görünmüyor.”

Halka açık bu havuzlar ya da kendi dilleriyle sundlaugs’lar, İzlanda’nın sosyal anlamda kalbini oluşturuyor. Bu mekanlara erişim kolaylığının temin edilmesi bir vatandaşlık hakkı olarak görülüyor. Yaz kış demeden her gün aileler, ergenler ve yaşlı bireyler sundlaugs içinde yayılarak sohbet ediyor.

İzlanda’nın sert iklimine ve kış mevsiminde günün 19 saatinin karanlık olmasına rağmen burada yaşayanlar, dünyadaki en mutlu insanlar arasında. Yerel yüzme havuzlarını ziyaret edince buna bir kez daha anlamış oldum.

İzlanda'nın volkanik jeolojisi neticesinde tesadüfen ortaya çıkan bu havuzlar, kentsel bir yan gelir kaynağı olmaktan çok daha fazlasını sunuyor. Bu havuzlar adeta İzlandalılar'ın sıhhati için kapı açan bir anahtar.

Geçtiğimiz kış mevsiminde İzlanda’yı ziyaret ettim ve ülkenin dört bir yanındaki 14 havuzda yüzdüm. Bu havuzların kendi yaşamlarında nasıl bir rol oynadığını anlatmaya istekli bir sürü İzlandalı'yla karşılaştım.

Çocuklarını yatmadan önce sakinleştirmek için onlarla suda oynayan İzlandalı anne ve babaları gördüm. Çocukluk dönemlerinde bu ritüeli hatırlayan ve her daim sıcak olan bedenlerini soğuk levhalar arasında kaydırdıklarını anımsayan yetişkinlerle konuştum. Bazı çiftlerin boşanırken kendilerine ait eşyaları ayrı havuzlara bıraktığını ve bazı çiftlerin ise hayatlarını yeniden birleştirirken sarılarak birlikte yüzdüklerine dair her gün bir sürü hikâye dinledim.

Genç sanatçı Ragnheidur Harpa Lefisdottir’in de ifade ettiği gibi:

“Sanıyorum burada yaşamı mümkün kılan şey yüzme havuzlarıdır. Hayatınızda fırtınalar kopabilir, karanlığın içerisinde kalmış olabilirsiniz, ancak yüzme havuzu kendinizi yeniden bulabileceğiniz bir yer.”

Yüzyıllar boyunca İzlanda, her yıl kıyıların görüş alanı içerisinde boğulan denizcilerin oluşturduğu bir milletti. 1887 yılında yerel bir gazetenin bildirdiği üzere sadece kış mevsiminde 100’den fazla İzlandalı boğularak hayatını kaybetmişti.

1931’de, Kollafjordur fiyorduna doğru bota bindirdikleri bir ineğin paniklemesiyle dört çiftçiyi taşıyan bot alabora olmuştu. Bu adamlardan üçü hayatını kaybederken, diğeri ise yüzmeye çalışarak hayatta kalmayı başarmıştı.

Bunun gibi hadiseler, yüzme eğitimi için bir coşku uyandırıyordu. O dönemde öğrenilecek tek yer, Reykjavik’te yaşayan kadınların çamaşırlarını yıkadığı kaplıca suyundan aşağı doğru akan bulanık bir kanaldı.

Bu kaplıcadan esinlenerek ve verimsiz bir şekilde altın aramak için, ağır bir ipotek karşılığında İzlanda’ya getirilmiş olan sondayı kullanmak suretiyle bu şehir, İzlanda’nın volkanik göbeğinden çıkan yer altı sıcak sularını daha sonraları kullanmaya başladı.

İzlanda’nın ilk jeotermal ısı kaynağı; 70 ev ile bir okul, bir hastane ve bir yüzme havuzundan ibaret üç resmi binaya dağıtıldı. Ulusal enerji otoritesi tarafından, jeotermal sonda kullanımını teşvik etmek amacıyla ülke genelindeki köylere risksiz kredi verilmeye başlandı.

İkinci kuşağa gelindiğinde tarihi çim evlerin neredeyse tamamı İzlanda’dan silinerek, yerine kış gecelerinde bile çoğu İzlandalı'nın pencereleri açık bıraktığı modern apartmanlar ve evler yapıldı. Sıcak suyun ülke geneline verilmesiyle ve halkın bundan istifade etmek istemesiyle birlikte her şehirde havuzlar mantar gibi çoğalmaya başladı.

Yazar Magnus Sveinn Helgason’un bana yaptığı açıklama şu şekilde:

“Hava şartlarından dolayı, İtalyan ya da Fransız tarzı meydanlarımız bulunmuyor. İzlanda’da bira içmek 1989 yılına kadar yasaktı, dolayısıyla İngiltere veya İrlanda gibi birahane geleneğimiz de yoktu. Havuzlar, İzlanda’nın sosyal alanlarıdır, öyle ki burada aileler komşularıyla bir araya gelir, yeni taşınan kişilere ilk kez burada hoş geldin denir ve hasımlar birbirinin önünü kesemez."

Mayor Dagur’un bana ifade ettiği gibi, normalde mağazada veya sokakta komşularıyla sohbet etmeyen, içine kapanık İzlandalılar açısından başkalarıyla iletişim kurmak zor olabilir. Mayor Dagur “Sıcak havuzların içerisinde etkileşime geçen kişi siz olmalısınız” diyerek sözlerine şu şekilde devam ediyor:

“Bunun haricinde yapılacak başka bir şey yok.”

Genelde Amerika’dan gelen ziyaretçileri alıp havuzlara götürmek ve ardından soyunup tepeden tırnağa sabunla vücutlarını yıkamaları gibi katı kurallar karşısında, korkuyla ayak dirediklerini görmelerine dair çoğu İzlandalı'nın bir hikâyesi bulunuyor.

Erkek ve kadın soyunma odalarında baş, koltuk altı, bacak arası ve ayaklar olmak üzere detaylı bir biçimde sabunlamanız gereken vücuttaki bölgeleri gösteren posterler asılı. Bu havuzlar, sadece hafif dozda klorlandığından, yerine getirilmesi gereken bu kurallara İzlandalılar epeyce önem gösterirler.

Turistler ve utangaç ergenler, temizliği yeterince uygulamadıkları sebebiyle çoğu kez havuz görevlileri tarafından azar işitirler. Öyle ki bu uygulama, “Fostbraedur” isimli komedi programında, isteksiz bir ziyaretçinin kendini kaybetmiş bir havuz görevlisi tarafından zorla yıkandığı popüler bir gösteriye bile konu olmuştur.

Bir gazeteci olarak, yakışıklı Belediye Başkanı Dagur ile el sıkışmamız ardından sadece birkaç dakika sonrasında, onunla tamamen çıplak bir şekilde röportaj yaptığım İzlanda deneyimini asla unutmayacağım. Bunu ilk başta rahatsız edici bulduğumu kabul ediyorum, ancak en sonunda birçoğunun oyulmuş sanat eserinden ziyade normal insan bedenlerine ait olduğu, çıplak göğüsleri ve kalçaları görmek insanı bir nebze olsun rahatlatıyor. Ayrıca bu rahatlık kendisini bizzat havuzun içindeyken de gösteriyor.

Bu yarı çıplaklık hali ziyaretçilere; kendi bedenlerine, verdikleri tepkilere ve ihtiyaçlarına alışılmadık ve yoğun bir biçimde odaklanmalarını sağlıyor. Sosyal bir meydan olmasına rağmen, bu havuz aynı zamanda insanların iç dünyasını da geliştiriyor.

Valdimar’ın araştırma ekibi tarafından dağıtılan bir anketin sonuçlarına göre bilhassa kadınlar, kafalarını dinlemek için bu havuza gidiyor.

Havuzlar üzerinde araştırma yapan yüksek lisans öğrencisi olan Sigurlaug Dagsdottir:

"Havuzdayken, genellikle sizi diğerlerinden farklı kılan üzerinizdeki 5 kat elbiseyi çıkarabilirsiniz. Bu sayede havuzlar bir nevi eşitleyici bir görev üstlenir. Reykjavik meclis üyeleri, çoğu kez kendi seçmenlerinden haklı olarak birtakım endişelerin geldiği sundlaugs’u korumak için büyük bir özen gösteriyorlar."

İzlanda’nın havuzları hakkında belgesel çeken Jon Karl Helgason şöyle ifade ediyor:

“İnsanlar yüzme havuzundayken, sizin bir doktor mu yoksa bir taksi şoförü mü olduğunuzun hiçbir önemi yok. Herkesin giydiği elbise aynı.”

Kaynak

Ucuz Bilet Bulunuyor...
Mynet Seyahat ile yola çık!
    Bu butonla sen de Mynet Seyahat yazarı olabilirsin!