İpek Yolu'nun Gizli Kalmış Hikayesi

İpek Yolu’nun korunaklı camileri ve medreselerinin arkasında düzensiz, karmakarışık ve neşe içinde bir kaosla dolu bambaşka bir Özbekistan yaşamaktadır.

Semerkant büyük bir özenle restore edilmiştir.

Buhara’nın mavi çinili Lyabi Hauz meydanındaki bozulmamış medresenin altında yer alan havuzlar hala dimdik ayaktaydı. Uzun tunik giyen erkekler yol kenarındaki kahvelerde oturuyor, gümüş demliklerden çay süzüyordu. Dar sokaklar, işportacıların nakışlı ceketler, kurutulmuş baharatlar ve deri ayakkabılar sattığı kent merkezinin etrafını kuşatan dört kapılı kulelere çıkıyordu. Orta Asya bozkırının kadim İpek Yolu şehirleri hakkında ne tasavvur ettiysem, hepsi de doğru çıkmıştı.

Vladimir Kim gözlerini devirdi. “Size gerçek Buhara’yı göstereceğim”.

Öğrendiğim kadarıyla Özbekistan’ın iki farklı yüzü bulunuyor. Bir yüzünü, 19. yüzyıldan kalma ticarethanelerin butik otellere dönüştürülüp eski alçı ve mermerden yapılmış dükkânların kahvaltı odası haline getirildiği Buhara ve Semerkant gibi titizlikle (ya da bazılarının ifadesiyle agresif bir şekilde) restore edilmiş şehirler oluşturmaktaydı. Burası, ziyaretçilerin turlar aracılığıyla getirildiği ve kent merkezlerinin, bu engin ve çorak bölgenin ortaçağ İslam dünyasının iktisadi ve düşünce merkezlerinden biri olduğu zamandaki soluk renkli abideleri olarak kaldığı Özbekistan’dır.

Diğer yüzü ise Özbeklerce de bilindiği üzere, İpek Yolu’nun ötesindeki Özbekistan’dır.

İpek Yolu Turları grubumdaki İngilizce bilen tek rehber olan Kim, İngilizce konuşan tek gezginin ben olduğumu fark ettiğinde (diğerleri ya Fransızca ya da İtalyanca konuşuyordu), planladığımız gezi programını kesmeye karar verdi.

Buhara’daki İpek Yolu’nun korunaklı camilerinin ve medreselerinin iç kısmı (Alıntı: J Marshall - Tribaleye Images/Alamy)

Buhara’daki İpek Yolu’nun korunaklı camileri ve medreselerinin ötesinde, Özbekistan’ın SSCB’nin bir parçası olarak geçirdiği 67 yıldan geriye kalan solgun renkli ve çok katlı Sovyet binalarının bulunduğu başka bir şehri bana gösterdi. Ayrıca yaşlı kadınların plastik torbaların dışında kendilerine has Buhara damgasını vurduğu ekmeklerini sattığı (her bir ilin kendine özgü hat tasarımı bulunmaktadır) ve genç kadınların ise kadife gibi yumuşak gelinlikleri satın almaya geldiği kale arkasındaki bir halk pazarını da gezdirdi.

Bu giysilerden birisinin fiyatının, kabaca ortalama bir işçinin aylık maaşına tekabül eden 850,000 som olduğunu (1000 som yaklaşık olarak 1 TL) öğrendiğimde şaşkınlığımı gizleyemedim. Satıcının bana turist olduğum için yüksek bir fiyat verdiğini düşündüm.

Kim “buradaki insanlar düğün için varını yoğunu ortaya koyar” şeklinde açıklamada bulundu. İnsanlar düğün için davetiyelerini bastırır ya da el işçiliğiyle kâğıt üzerine yazdırır. Tasarruflarını giyime ve özellikle gıdaya harcarlar. Tarihte göçebe olan toplumların yaşadığı birçok ülkede olduğu gibi, yabancılara gösterilen misafirperverlik burada da en büyük erdem olarak kabul edilmekte olup köylerde eve gelen misafire yiyecek bir şeylerin sunulmaması bir utanç olarak görülmektedir.

Buhara’nın Lyabi Hauz meydanında akşam yemeğindeki erkekler (Alıntı: J Marshall - Tribaleye Images/Alamy)

Grubun kalanı Lyabi Hauz yakınlarındaki bir restorana giderken, ipek eşarplar ile imitasyon ürünü el çantaları arasında mekik dokuyarak ve iki ucunda kabak doldurulmuş samsa tatlılarının (samosa tatlısının Orta Asya’daki şekli) ve patlamış mısır torbalarının bulunduğu tepsilerin asılı olduğu çubuğu boynunda taşıyan kadınlara çarpmamak için uğraşırken Kim beni markete götürdü.

Bir kadının yüzünün etrafına geçirdiği sikkeli bir eşarba hayran kaldım ve bozuk bir Rusça'yla (burada halen konuşulan ortak dil) bunlardan bir tanesini nerede bulabileceğimi sordum.

Parmaklarını şakırdatarak hızlı bir şekilde Rusça ve Özbekçe bir şeyler söyledi ve anladığım kadarıyla “gel” demek istedi.

Yerel pazarlarda tezgahlara asılmış ipekler (Alıntı: Kasia Nowak/Alamy)

İki dakika sonrasında, tavanın altında şıkırdayan sikkelerin kemer şeklinde sıralandığı oluklu tenekeden yapılmış bir tezgâhın önünde duruyorduk. Kim’e bu bayanın burada çalışıp çalışmadığını sordum. “Hayır” dedi ve ekledi “Sadece sana yardım etmek istedi, hepsi bu”.

Buhara’nın tarihi merkezinde, şehrin turizme açık olan kısmında, ticari faaliyetler sosyal etkileşime zemin teşkil etmektedir. Ancak burada, ortaçağdan kalma medreselerden birkaç dakikalık yürüyüş mesafesinde, dinamizmin neşe dolu bir kargaşaya dönüştüğünü gördüm. Turizmin ürkütücü formalitesinden kurtulmuş bu pazarın atmosferi, bir doğu pazarından ziyade daha çok dağınık, iç içe geçmiş ve şaşırtıcı ölçüde konuksever bir Rus bazrobasını çağrıştırıyordu.

Haşlanmış kuzu pilavın kokusu akılları çeliyor (Alıntı: Alex's Pictures - Food/Alamy)

Pazarın kalbinde yer alan ve haşlanmış kuzu pilavından gelen kokuların bizi içeriye çektiği restoranın dışında, içerisinde imitasyon Ray-Ban gözlüklerinin olduğu büyük bir karton kutuyu taşıyan bir Özbek ailesi beni durdurdu. Bana karşılaştıkları ilk Amerikalı'nın ben olduğumu (elbette ki televizyon ekranlarında bir sürü Amerikalı görmüşlerdir) söyleyerek hediye olarak bir çift gözlük almam hususunda ısrar ettiler. Her ne kadar kibarca reddetmeye çalışsam da, yine de başarılı olamadım.

Özbekistan’daki bu ikilem, kendisini tüm yolculuğum sırasında hissettirmeye devam etmiştir. Sabahları, grubun kalan kısmıyla sadece Buhara’yı değil aynı zamanda antik Semerkant gibi diğer Özbek şehirlerini de ziyaret ederek İpek Yolu’nu keşfe çıkardım.

Burada, eski Semerkant’ın merkezinde büyüleyici bir meydan olan, her bir büyük yapının modern mavi mozaiklerle restore edildiği ve böylece geçmişin nerede sona erip şimdiki zamanın nerede başladığını söylemenin imkânsız olduğu Registan’ın fotoğraflarını çekerdim. İslam dünyasının en meşhur bilim adamlarından birisinin, teleskop yerine yıldızların konumlarını ölçmek için tasarlanmış 35 metre uzunluğundaki bir sekstantla (açısal mesafe ölçer) düşünce tarihindeki en büyük yıldız kataloglarından birisinin oluşturulduğu Uluğ Bey rasathanesini ziyaret ederdim. Çay evlerinde üst üste konulmuş eski püskü kilimler üzerine oturarak içerisine bal katılmış baklava yerdim ve kakule kahvesi içerdim.

Özbekistan somu için karaborsanın boyutu inanılmaz derecede (Alıntı: dbimages/Alamy)

Sonrasında Kim işaret ederdi başka bir ülkeye giriş yapardık.

Semerkant’ın banliyö tarafında bulunan işçi lokalinde iyi haşlanmış yumurtalarla ve içi sucukla doldurulan bıldırcınla süslenmiş büyük bir tabak at etli pilav yerdik. Ülkenin başkenti olan Taşkent’te sokakların arasında ve içki dükkânlarında para bozdururduk (Özbek somu için karaborsanın boyutu muazzam). Sovyet tarzındaki barlara giderek Özbeklerin “okçay” adını verdiği ve “beyaz çay” olarak tercüme edilen, ancak aslında votka anlamına gelen içkiden duble üstüne duble içerdik. Kuzu yağı ve hafifçe biberle kaplanmış lagman eriştesi sipariş ederek gece kafilesinde afiyetle yerdik. Eski bir Rus gazetesine sarılmış ve parmaklarımızı boyayan kırmızı sumak – defneyaprağı gibi baharatları alırdık.

“Bizim ilk ve son başkanımız” diye nitelendirilen, tartışmalı ve otoriter bir kişi olan Başkan İslam Kerimov’un idealindeki Özbekistan bu değildi.

Bu kasvetli, ancak bir o kadar da neşeli olan Özbekistan’da, turumuzun son gecesini Sovyet tarzında inşa edilmiş Taşkent Shodlik Saray Oteli’nde geçirdik. Bir kaplıcadan ziyade daha çok terk edilmiş bir depoyu andıran loş saunaya şöyle bir baktıktan sonra, oda hizmeti menüsünden bir şişe “Özbek Şampanyası” getirmelerini istedim. Ancak, personel bunu reddetti.

Resepsiyonist tarafından bana söylenen şuydu: “Bunun yerine aşağıya inin, şu anda oldukça meşgulüz”.

Kim’le buluşarak otelin Hemingway barında (birçok Hemingway barında olduğu gibi, adını yazarla gerçek bir bağlantıdan ziyade alkole olan yakınlığından almıştır) şaşırtıcı biçimde pahalı gibi görünen bir duble okçay için yaklaşık 15,000 som ödedim.

Önümüze bir şişe votka koydular.

Kim sırıtarak “bu gayet normal” dedi.

Kadehimizi Rusça olarak kaldırıp tüm şişeyi bitirinceye kadar içtik.

İpek Yolu üzerindeki şehirler, başka bir zamana ait soluk birer anıt olarak durmaktadır (Alıntı: Hemis/Alamy)

Kaynak

Ucuz Bilet Bulunuyor...
Mynet Seyahat ile yola çık!
    Bu butonla sen de Mynet Seyahat yazarı olabilirsin!