Güzel Atlar Şehri Kapadokya: Katedraller ve Yeraltı Şehirleri

Bu bölümde sizlere her adımda tüylerinizi diken diken eden, 'yok artık' dedirten yüzyıllar önce planlanmış, kayaları ve yerin altını kazarak inşa edilmiş Selime Katedrali ve Derinkuyu Yeraltı Şehri'nin büyüsünden bahsedeceğiz. Kapadokya'da bir gece kalsanız yeniden doğuşa inanırsınız!

Tırmanma ayakkabılarınızı hazırlayın! Yeşil tura katıldığınızda (acentaya göre fiyatlar farklılık gösteriyor, biz kişi başı 130 tl ödedik) sizi kaya tırmanışlı, vadi yürüyüşlü yorucu bir parkurun beklediğini söylemeliyim! Gördüğünüz fotoğrafta hem yorgunluktan hem de mistisizm etkisinden tuhaf bir yorgunluk ve tatlı bir huzurla doluydum ve sanırım Selime Katedrali'ni en güzel anlatan fotoğraf karem bu oldu! Zamanında bölgede yaşayan Ortadokslar, Selime Katedrali'nden ve manastırdan çıkan her söze, her kurala uymak zorunda kalmışlar. Katedralin girişinde uzun bir yokuş sizi karşılıyor ve rehberimizin anlattığı üzere bu yokuş (kolidor da deniyor) develerin tepelere rahatça çıkarılabilmesi için oyulmuş. Kervanların yolu olan bu yokuş tamamıyla onların güvenliği için hazırlanmış ve katedralin en tepesine çıkarılarak saklanmışlar. Kayalar oyularak pek çok kilise inşa edilmiş ve bu kiliseler Bizans sanatının günümüze kadar uzanan tarihinin izlerini taşımakta.

Kayalara oyulmuş yüksek bir yerde olan Katedral Kapadokya'daki dini kuruluşların en büyüklerinden ve içinde iki sıra halinde sütunlar mevcut. Bu sütunlar katedrali üç bölüme ayırmış. Haç şeklindeki gibi orta alanı ve koridorları olan kilise bölgedeki bazilika tarzı tek kilisedir. Manastır, 8. ve 9. yüzyıl veya 10. yüzyıla, kilisedeki figürlü freskler, 10. yüzyıl sonu ile 11. yüzyıl başlarına tarihlendirilmiş.

Selime Katedrali'nin üst kısmını kale olarak inşa etmişler. Sur ve mevziler harabeye dönüşmüş olsa da hala ziyaret edilebilirler. Din adamları bu katedralde yetiştirilmiş ve tüm önemli toplantılar burada yapılmış. Ayrıca katedralin askeri üs olarak kullanıldığı da biliniyor.

Kapadokya'nın en büyük manastırı olan Selime'nin içerisine girdiğinizde hemen mutfak dikkatinizi çekiyor. Piramit şeklinde yapılmış ve etrafı aydınlatmak amacıyla kandil (mum) koymak için oyuklar hazırlanmış. Diğer odalarla da bağlantıları bulunuyor. Manastırıysa iki katlı ve avlulu olarak inşa etmişler. (Aslında oymuşlar demek daha doğru) .Bölgedeki kilise yaşamı MS XI. yy‘da Selçuklu Türklerinin buraya gelmesi ile son bulmuş.

Çevresindeki peribacaları, 100'e yakın kaya oyma mekan ve kiliseleriyle Selime Katedralini müze giriş kartlarınızla ziyaret edebilirsiniz. Ama lütfen ve lütfen tarih kokan, kayaları dönemin şartlarıyla oyarak kazan ve muazzam bir inşa haline getirilen bu yere isminizi kazımayın. Kapadokya'nın en büyük manastırı olan Selime Katedrali'nde Hazreti İsa'nın göğe çıkışı, müjde ve Hazreti Meryem gibi tasvirler de bulunuyor ve bu tasvirlerin yanında hemen Ayşe kalp Ali yazısı olması gerçek anlamda sinirlerinizi bozabiliyor.

Kayaların tepesinden yerin altına iniyoruz! Derinkuyu Yeraltı Şehri'ne... Kapadokya´da 37 yeraltı şehrinden en büyüğü olan Derinkuyu, akıl hastanesine sahip olan ilk şehir olarak da biliniyor. 18 katlı olan bu yeraltı şehrinin yalnızca 8 katı gezilebiliyor. Zaten aşağılara indikçe hava soğuyor ve küçücük, daracık merdivenlerden iki büklüm olarak inip çıkmak sizi yeterince yoruyor.

Hititlerle başlayan tarihi, Roma ve özellikle de Bizans dönemlerinde kullanılmaya devam eden Kapadokya bölgesi yer altı şehirlerinin en yaygın kullanımı Bizans döneminde olmuş. Tam olarak sayısı bilinmese de binlerce kişinin barınma, yeme-içme, ibadet, savunma ihtiyacını karşılayan yeraltı şehrinin ziyarete açık alanlarında ahır, kiler, yemekhane, kilise, şırahane (şaraphane), misyonerler okulu, çalımsa odaları, uyuma - dinlenme birimleri ve mezar odası var.

Yüzyıllar önce oyularak inşa edilen bu şehre ilk indiğimizde aklımıza gelen ilk soru 'mutfak, ahır, dinlenme odaları ve hatta morg bile var ama tuvaletler nerede?' oldu. Bunun cevabını size yazının sonunda vereceğiz.

Derinkuyu yeraltı şehrinin derinliği tam olarak bilinmiyor. Girişin hemen yanında bulunan havalandırma bacasına göre derinlik 40.00 m. olarak belirtilmiş. Yedinci katta bulunan ve yeryüzüyle bağlantısı olmayan su kuyusu dikkat çekiyor. Yeraltı şehrinde 52 su kuyusu ve havalandırma bacası bulunuyor. Iddialara göre bu yeraltı şehrinin diğer yeraltı şehirleriyle bağlantıları mevcutmuş. Yeraltı şehirlerinin yapılmasının temel amacının insanların baskınlardan ve savaşlardan kaçmak için olduğu biliniyor. 1500 yıldan fazla süre boyunca yeraltı şehirleri çeşitli amaçlarla kullanılmış ve kazılarak genişletilmiş. Yeraltı şehirleri bölgede yaşayan halkı geçici olarak bu saldırılardan korumak için kullanılmış.

Şehrin içine inerken dikkatinizi çeken merdivenler ve merdiven boşlukları, 'eski insanlar oldukça kısa boylularmış' dedirtiyor. Eğer şanslıysanız tam siz bunu düşünürken rehberinizden o açıklama geliyor; ''olur da yeraltı şehirleri düşmanlar tarafından baskın yerse diye merdivenleri dar yapmışlar. Bu dar merdivenlerin düşmanın yavaşlamasını sağlayacağını düşünmüş olmalılar". Gerçekten de ikna edici bir açıklama çünkü biz bile inip çıkarken oldukça zorlandık. Yeraltı şehrinin 3. ve 4. katlarından sonra merdivenle doğrudan doğruya, derinlemesine iniliyor ve alt katta bulunan haç planlı kiliseye ulaşılıyor. Haç benzeri oyulmuş kolonlarda eski din adamlarının kendilerini astıkları ve bu şekilde ibadet ettiklerini de öğrenmiş olduk.

Tüylerimizi diken diken eden morg olarak inşa edilmiş dar ve soğuk alandan çıktıktan sonra sıra geldi ahır bölümüne ve tuvalet ihtiyaçlarını nerede giderdiklerine! Ahır yeraltı şehrinin giriş katında, arka bölümde bulunuyor. Zamanında hayvan derilerini ahırın tabanına yayan insanlar hayvanlarla beraber aynı yerde tuvalet ihtiyaçlarını gideriyormuş ve baskınlardan sonra yeraltı şehirlerinden çıkarlarken derileri de yanlarına alarak bu bölümü temiz tutuyorlarmış.

Ucuz Bilet Bulunuyor...
Mynet Seyahat ile yola çık!
    Bu butonla sen de Mynet Seyahat yazarı olabilirsin!