Göynük: Anadolu'nun En İyi Korunmuş Tarihi Kasabalarından Biri

Çin’den İstanbul’a uzanan eski İpek Yolu’nun son duraklarından biri Göynük. Eşsiz doğanın içinde Osmanlı sivil mimarisinin en güzel örneklerini barındırıyor...

yazı ve fotoğraflar: ERSİN DEMİREL

Anadolu, bir yol ve yolculuk coğrafyasıdır. En uzak diyarları, insanları ve kültürleri, malları ve fikirleri buluşturan yolların odağıdır. Coğrafi ve jeopolitik konumundan dolayı tarihin her döneminde uluslararası ulaşımın da önemli bir merkezidir. Asur ticaret kolonileri döneminde yapılan askeri ve ticaret yol sistemi, Lidyalılar döneminde Kral Yolu, daha sonra Roma Yolu’dur; bugün Anadolu’nun birçok yöresindeki adıyla Ulu Yol; Anadolu’yu limanlardan iç kısımlara kat eden bir ağ...

Bu ağın bir bölümünden geçen ve İpek Yolu diye bilinen güzergâh, özellikle Akdeniz dünyasıyla Doğu dünyasını birbirine bağlayan önemli bir ticaret yoluydu. Geçtiği her şehrin, kasabanın bereket ve zenginlik kaynağıydı. Bugün Anadolu’da tarihi kimliğini koruyan, her biri müze kent görünümündeki şehirler, İpek Yolu’nun kervan trafiğinin en canlı olduğu günlerin izlerini taşır. Bolu’nun Göynük ilçesi, bugün İpek Yolu Koridoru olarak tanımlanan Geyve - Taraklı - Göynük - Nallıhan - Beypazarı - Ayaş - Ankara güzergâhı üzerinde kuruludur.

Aynı isimli akarsuyun geçtiği derin bir vadiye kurulan Göynük, eski evleriyle zamanda asılı kalmış tarihi bir yerleşim.

Göynük sınırlarına girdiğim andan itibaren eski ismi Koinon Gallicanon olan ilçenin adının nereden gelmiş olabileceğini düşünüyorum. Kimine göre “olgunlaşmış, göynümüş”, kimine göreyse “keçi kılından yapılan torba, heybe” anlamına geliyor Göynük. Tarihi ahşap evleriyle sit alanı ilan edilip koruma altına alınan ilçe, İstanbul’un ve çevredeki büyük kentlerin hafta sonu kaçamaklarının adresi şimdilerde.

Tepelerle kuşatılmış bir çanağın içerisine yayılan Çubuk Gölü çevresinde yürüyüşler yapabilir ya da sahildeki tesiste dinginliğin tadını çıkarabilirsiniz.

Zamanın telaşsızca akıp gittiği bu şirin yerleşim, Sakarya Nehri’ni besleyen Göynük Çayı’nın aktığı yüksek tepelerle çevrili bir vadide kurulu. Sırtını dik yamaçlara yaslayan evler, ılık esen rüzgârların sesine kulak veriyor her mevsim. Dere kenarındaki evlerse biraz daha şanslı, birer yalı misali bahçeler arasından geçen suyun şırıltısını dinliyor, akışını seyrediyor. Anadolu’da Türk yerleşim kültürünün en önemli örneklerini Göynük’te gözlemlemek mümkün. Arazinin yapısına göre konumlanmış 150 yıllık Osmanlı evlerinin güzelliği büyülüyor, sokaklarda kaybolası geliyor insanın. Dar sokaklardaki köşe başı çeşmeleriyle, küçük de olsa evlerin arasında yer alan yeşil bahçeleriyle masalsı bir yolculuğa davet ediyor.

Dört mevsim sürpriz görüntüler sergileyen Göynük yaylaları, gökyüzünün mavisini kıskandıran göletlerle çevrili

Alaturka kiremitleri, kafesli ve cumbalı pencereleri, süslemeli çatı alınlıkları ve ilginç kapı tokmaklarıyla bu binalar, tanıdık bir komşunun veya yakın bir akrabanın eviymiş duygusu yaratıyor. Yapıların giriş katları depo ve kiler, ara katlar hizmetçi odaları ve mutfak, diğer katlar ocak, yüklük ve banyo olarak kullanılıyormuş geçmişte. Pencere sayısından evlerin kaç odalı olduğunu anlamak mümkün. Genelde her odanın üç penceresi var. Bazı odaların tavanlarında çeşitli motiflerin bulunduğu süslemeler yer alıyor. Nice sevinçlere ve hüzünlere sahne olmuş ev içlerine girdiğimizde bambaşka bir dünyanın kapıları aralanıyor. Girişteki geniş avlular adı gibi “hayat”ı kucaklıyor sanki.

Sadece geçmişi yansıtan eski evleriyle değil arkeolojik eserleriyle de öne çıkan Göynük ilçesinin birçok köyünde tarihi kalıntılara rastlamak mümkün.

Göynük’ün an acaddesine ilk adım attığımız an, yüksek bir tepede boy gösteren Zafer Kulesi karşılıyor bizi. 1923 yılında ilçenin milli mücadeleye verdiği desteğin anısına, dönemin kaymakamı Hurşit Bey tarafından yaptırılan bu saat kulesi üç katlı, ahşap olarak inşa edilmiş. Geçirdiği yangının ardından onarılan kule, Göynük’ün en güzel şehir manzarasına ev sahipliği yapıyor. 135 tanesi tarihi ev olmak üzere cami, türbe, çeşme ve hamam gibi toplam 162 sivil mimari eser sayesinde “kentsel sit alanı” ilan edilen beldenin tüm sokaklarına tarihin izleri sinmiş. 1890’da inşa edilen hükümet konağı, kentin ortasında parıldayan bir yıldız gibi. Gelenlerde hayranlık uyandıran diğer binalar arasında Akşemsettinoğlu, Caferler, Hacı Müderrisoğlu, Gürcüler ve Türksoylar Konaklarını sayabiliriz. Bugün bu tarihi evler restore edilerek pansiyon ve otel olarak hizmete açılmış durumda.

Sabahları cıvıl cıvıl çocuk sesleriyle neşelenen sokaklar, camiye giden yaşlı amcalar ve yeni günün umuduyla dükkânlarını açan esnafla dolar. Tarhana yapan veya terasa kurutmak için nişasta seren ev kadınları, günlük işlerine başlar ezan sesinin ardından. Beldenin en kalabalık zamanı, kurulan haftalık pazar nedeniyle pazartesi günleridir. Çeşit çeşit kokunun havayı doldurduğu o gün, herkes alışveriş telaşıyla bir o yana bir bu yana koşuşturur durur. Göynük sokaklarında dolaşırken kadınların giydiği şalvar ve başörtüleri mutlaka dikkatinizi çekecektir. Arkadan bakıldığında aynı giyim tarzı nedeniyle kimseyi bir diğerinden ayırt etmek imkânsızdır neredeyse. Beyaz üzerine bordo, kırmızı ve kahve tonlarının hâkim olduğu çiçeklerle bezeli şallar, kendine özgü bir örtünme biçimini oluşturuyor. Dokumalarını “üçgen” olarak adlandıran Göynüklü kadınlar, tarlada, evde ve sokakta hep bu şalları kullanıyor. İpek Yolu üzerinde aynı hatta yer alan Beypazarı’nın kadınları dokuz güllü desenleri seçerken Göynüklü kadınlar yedi güllüsünü tercih ediyor. Anadolu’nun farklı bölgelerinde halk, kendi kültürünü geleneksellikten uzaklaşmadan hayata yansıtmaya çalışıyor.

Göynük ilçe merkezindeki Gazi Süleyman Paşa Camisi; hamam, külliye ve cami kompleksinden oluşuyor.

Kent içinde dolaşırken yerleşimin çok kültürlü geçmişi kendini gösteriyor. Frigya, Bitinya ve Osmanlı’dan günümüze kalan izler, her mevsim farklı bir güzelliğe bürünen Göynük’e ayrı bir anlam katıyor. Üçgen bir niş ve dokuz satırlık kitabesiyle Soğukçam (Germenos) Frig Anıtı (ne yazık ki geçen yıl defineciler tarafından bir bölümü tahrip edilmiş), tarihi eserlerin en çarpıcı örnekleri arasında. Kilciler, Kayabaşı, Narmanlar, Tekirler gibi köylerin ev, cami, çeşme ve hamam duvarlarında pek çok eski kalıntı görülebilir. İlçe merkezindeki jandarma karakolu karşısındaki açık hava müzesi konumundaki alanda, ilçe sınırlarından toplanan tarihi eserler sergileniyor. 13. yüzyılda başlayan Türk akınlarının ardından Osman Gazi’nin son dönemlerinde fethedilen bu küçük yerleşimde, Türk - Osmanlı mimarisinin etkileri çok belirgin. Camii, külliye ve hamam olarak inşa edilen Gazi Süleyman Paşa, ilçenin göz kamaştıran en önemli tarihi eseri. Fatih Sultan Mehmet’in lalası Akşemsettin’in türbesi, 15. yüzyıl yapısı Ömer Sekkin Türbesi ve Debbağ Dede Türbesi, Göynük’ün dini turizm merkezleri arasında anılmasında mühim rol oynayan tarihi yapılar. Her yıl mayıs ayında düzenlenen Akşemsettin Şenlikleri’nde binlerce kişi ilçeyi ziyaret ediyor.

İlçenin, Kaşıkçışeyhler Köyü’nün önemli gelir kaynaklarından biri el yapımı şimşir kaşıklar.
Karabey Yaylası’nda bin bir emek ve sabırla üretilen keşlik peyniri, kurutulmak üzere hazırlanıyor

Bağlı olduğu Bolu ili gibi yemyeşil bir bitki örtüsüyle kuşatılmış olan Göynük’ün çevresinde birçok doğal güzellik yer almakta. Şehrin 11 kilometre uzağındaki Kayabaşı Tepesi’nden inen heyelanın geniş vadiyi tıkamasıyla oluşan Çubuk Gölü ve 24 kilometre doğusunda bulunan Sünnet Gölü kaçırılmaması gereken önemli güzelliklerden sadece ikisi. Çevresi karaçam ormanlarıyla kaplı Sünnet Gölü’nün kıyısında yürüyüş parkurları var. Kentin kuzeyine konumlanan Kapıorman Dağları’ndaki Arıkçayırı, Bulanık, Değirmenözü, Hacımahmut, Kılavuz, Kaşıkçışeyhler, Çubuk, Karabey yaylaları ilkbaharda sarı, sonbaharda mor çiğdemlerle süsleniyor. Mustanlar ve Hacımahmut Göletlerinin bulunduğu yaylalarda, yörede keşlik adı verilen peynir üretiliyor. Kurutulması için yayla evlerinin damlarına serilen bu peynir, mantı ve makarna üzerine rendelenerek farklı bir lezzet yaratıyor. Göynüklülerin eskiden şimşir kaşık ve uhud götürüp Akyazı köylerinden karşılığında fasulye ve mısır ekmeği aldıkları eski patikalar halen doğa meraklısı yürüyüşçüleri ağırlıyor. Bölücekova Köyü Şelalesi ve Kanyonu ile Çatak Köyü Kaplıcası da ilçeye gelenleri kendine çekiyor.

Rehber

Ulaşım

Göynük, Bolu’nun bir ilçesi ve Bolu’ya 90 kilometre mesafede. Göynük, İstanbul’a 234 ve Ankara’ya 200 kilometre uzaklıkta. Kişisel aracınızla Göynük’e gitmenizde fayda var, bu sayede ilçe çevresindeki yerleri görme şansına sahip olabilirsiniz. Göynük’e otobüsle ulaşmak için önce Bolu’ya varmanız gerekiyor. Günün belirli saatlerinde Bolu ve Göynük arasında otobüs seferleri yapılıyor. Yeşil Göynük Turizm’in her gün saat onda İstanbul’dan Göynük’e direkt seferleri mevcut.

Göynük Terminal: (0374) 451 60 41

Konaklama

Göynük’te konaklama seçeneği olarak konak ve butik oteller bulunuyor. İl merkezinde tarihi mahallenin içinde ya da göl kenarında doğayla iç içe konaklayabilirsiniz. Otellerin doluluk oranı hafta sonu oldukça fazla, bu nedenle gitmeden önce rezervasyon yaptırmanızda fayda var.

Göynük Öğretmenevi: (0374) 451 61 47

Doğa Otel: (0374) 465 12 70

Akşemsettinoğlu Konağı: (0374) 451 62 78

Otel Göynük: (0374) 451 62 78

Sünnet Gölü Doğal Yaşam Oteli: (0374) 464 12 00

İstanbul'dan uzaklaşmak istemeyenleri ise şöyle alalım.

Ucuz Bilet Bulunuyor...
Mynet Seyahat ile yola çık!
    Bu butonla sen de Mynet Seyahat yazarı olabilirsin!