Frida Kahlo: Mavi Evdeki Devrimci

"Ben aşkın, acının, ihanetin ve devrimin kadınıyım; devrimle doğdum mavi evde" diyordu Meksika’nın efsane ressamı Frida. Magma yazarı Buket Şahin, Frida’nın doğduğu, bugün müze olan mavi evi ziyaret etti, sanatçının devrimci karakterinin izlerini sürdü.

Yazı: Buket Şahin

Fotoğraflar: Cristopher Groenhout, Nİhal Kurt Budak G. Dagli Orti, Buket Şahin

Meksikalılar'ın bir özdeyişi vardır: “Her kim doğduğu evde ölürse, yaşam ona şans getirecektir.” Doğduğu mavi evde ölür Frida Kahlo. Yaşam ona çok şey getirir; acı, aşk, devrim, ün... Şans, belki de tüm bunların içinde gizlidir.

Frida Kahlo’nun eserleri, 23 Aralık 2010 - 27 Mart 2011 tarihleri arasında Frida Kahlo ve Diego Rivera Gelman Koleksiyonu’ndan Frida Kahlo ve Diego Rivera başlıklı sergiyle Pera Müzesi’nde sergilenmişti.

Zapata Devrimi’nin merkezi Chiapas’tan Meksiko’ya geçerken, Diego ile Frida’nın ilham toprağı sayılan Oaxaca eyaletinde konaklıyorum. Isthmus bölgesinde, kahve ve mısır çiftlikleriyle çevrelenen vadide geçen günlerimde, Frida’ya yakılan ağıdı, La Llorona şarkısını dinliyorum bıkmadan. Frida’nın yakın dostu Vargas’ın, devrimci aşkı Troçki’nin katledilişinden sonra günlerce ağıt yakan Frida için bestelediği “ağlayan kadın” şarkısı...

Frida ile Diego’nun sık sık beraber ziyaret ettiği kasabanın güçlü, feminist yerli kadın imgesi, Zapotek ve Mixtec kültürü, Frida’nın yapıtlarının ve eşsiz kıyafetlerinin kaynağıdır. Frida’nın eşi ressam Diego Rivera’nın başkentte bulunan ulusal saray duvarlarına, Meksika tarihinin kahramanlarını çizdiği muhteşem duvar resimlerinin kahramanları da Chiapas ve Oaxaca toprağında mayalanan yerlilerdir.

Frida’nın doğduğu ve öldüğü Mavi Ev’in bahçesinde dut, yeni dünya meyve ağaçları, her ton tropikal çiçekler göze çarpıyor.

Bir mayıs günü, Frida Kahlo Müzesi’ni ziyaret etmek için Meksiko metrosuna bindim ve Coyoacan istasyonuna ulaştım. La Casa Azul, yani mavi ev diye bilinen binanın bahçesindeki meyve ağaçları, her ton tropikal çiçek, ayağıma değerek geçen yaşlı kaplumbağa sanki Frida’nın ruhundan bir parça taşıyor gibiydi...

Frida’nın çivit mavisi evinde, tarifsiz bir duygu seli içinde, acıyı bal eylediği, yaşama sımsıkı bağlandığı kırk yedi yıllık yaşamının her dönüm noktasını gördüm, hissettim. Babasının kamerasına en çocuk haliyle poz verdiği çeşmeden su içtim, yatağına sürgün bir genç kızın, ilaç niyetine eline verilen fırçayla resmettiği ilk tabloları, yatağının kabzasına dokunarak, nefesimi tutarak izledim... Fırçalarına ve taşlaşmış boya kutularına dakikalarca bakakaldım.

Çok değer verdiği dostlarıyla sabaha kadar raks ederek devrim şarkıları söylediği yemek odasının başköşedeki sandalyeye oturdum. Ne var ki beni en çok büyüleyen, Frida’yı Frida yapan kütüphane oldu! Frida’nın doğumunun yüzüncü, eşi Diego’nun vefatının on beşinci yıl dönümünde yatak odalarındaki sandıklar ve arşiv odaları açılır; 22.000 belge, 6.500 fotoğraf, dergi, kitap, kıyafet, ilaç kutuları ve oyuncak, titizlikle elden geçirilir. Bu arşiv çalışmasının ardından Frida’nın devrimci ruhunu yansıtan kitaplar ortaya çıkar.

Öz benliğini, köylü devrimi ve toprak reformunu gerçekleştiren Zapata Devrimi ile bütünleştiren Frida, "ben devrimle doğdum" diyerek doğum yılını 1910 olarak değiştirmiştir. Meksika tutkunu Frida’yı büyüten kitap seçkisi de bu düşünceyi yansıtıyor. Batı medyasının bilinçli olarak görmezden geldiği, popülist kültürün, komünizm korkusuyla örtbas ettiği Frida’nın devrimci aydın tavrını, altını çizerek okuduğu kaynak kütüphanesinde gördüm.

Bu bir tesadüf değil elbette. Meksika’da Zapatista sanatçı eserlerini satan hangi dükkâna giderseniz gidin; Che Guevara, Fidel Castro gibi Latin devrimci isimlerin yanında ulusal kahramanlar Zapata, Marcos ve folklor entarili Frida’yı da görürsünüz. Yaşayan Maya kadınların, Subcomandante Ramona’dan sonra en çok özdeşleştiği kadın kahramandır Frida.

Özellikle yaşadığı dönemi göz önüne alınca, Frida’nın tavrı övgüyü fazlasıyla hak ediyor. Yüzyıl önce erkek egemen bir toplumda, kadın haklarının var olmadığı bir zamanda, tescilli ırkçılık ve ilkel kölelik sisteminden beslenen bir dünyada Frida Kahlo, bir Meksika aydınına yakışır şekilde bilinçlenir. Hak ettiği şöhret ve maddi bağımsızlığına olanak sağlayan, Paris ve New York sergilerine rağmen burjuvaziye teslim olmaz.

Onuruna düzenlenen, Manhattan burjuvazisinin tüylü şapka ve tuvaletlerle katıldığı balo ve resepsiyonlara, onlarla dalga geçercesine Zapotek yerli dokuması entari, şal ve örgülü köylü Maya kadını saçlarıyla gelir. Ölene kadar devrimci ve ulusalcı duruşundan ödün vermez; Meksika folkloruna olan bağlılığından asla vazgeçmez.

Aşka ve devrime tutunmak...

Frida Kahlo’nun hayatında bedensel acı belirleyicidir. Altı yaşındayken geçirdiği çocuk felci, bir bacağını sakat bırakır. On sekiz yaşında çok büyük bir tramvay kazası sonucu aylarca yatağa bağımlı kalır. Yatak odasına taktırdığı aynaya bakarak kendi resimlerini çizer. Gündüzlerin ve gecelerin celladı adını takar aynaya.

Koleksiyonunun üçte biri bu dönemde çizilen elli beş resimden oluşur. “Devasız hastalığımın zayıf bıraktığı bedenim, tüm gücünü, enerjimi devrime adamakta buluyor; hayatta kalmamın tek amacı budur,” diyecek kadar 1910 Zapatista Devrimi’ne bağlıdır.

Zapatista Devrimi, Meksika ulusuna sadece ekonomik ve politik özgürlüğü değil, kültürel devrimin evrensel sanatçıları Diego ve Frida’yı da kazandırmıştır. Bu iki sanatçı, yerli duyarlılık ve farkındalık sentezi “sentimiento indigenista” akımının, 20. yüzyıl devrim görsel belleği olarak ölümsüzleşir.

Her iki ressamın yapıtlarında, yerli kültürünün ve Meksika Devrimi'nin izlerini süreriz. Meksika Komünist Partisi’ne üye olan Frida’nın resimlerindeki simgelerde, Meksika kültürünün rengârenk, canlı renklerini, dramatik sembolizmi ve ilksel stili görürüz. Birçok resminde ve otoportre çizimlerinde, Meksika mitolojisinde zevkin sembolü olan maymun, koruyucu imge olarak yer alır.

Mavi Ev’de, Frida’nın kullandığı eşya sergileniyor.

Klasik din ideolojilerini sürrealist dayatmalar olarak işler. Sürrealist olarak nitelendirilmeyi reddeder, çünkü resimlerinde somut gerçeklik ve keskin acı vardır. Frida, her ne kadar inanmış bir devrimci olsa da günlüğünde sanatıyla ilgili endişelerini şöyle dile getirir: “Resimlerime dair endişeliyim. Her şeyden öte, sanatımı devrimci harekete faydalı bir işe dönüştürmek isterim, zira şimdiye kadar sadece ağırbaşlı otoportrelerimi çizdim. Ancak üyesi olduğum Meksika Komünist Partisi’ne yakışır bir çalışmadan çok uzağım. Sağlığım elverdiği ölçüde yaşamımın tek gerçek anlamı olan devrime, katkıda bulunmak için tüm benliğimle mücadele edeceğim.”

Guatemala Kültür Bakanlığı’nın 2006 yılında ev sahipliği yaptığı, resmi davetli olarak katıldığım Dünya Maya Kongresi’nden bu yana, yaşayan Maya üzerine bir araştırma yürütüyorum. Geçen kış dört ay boyunca; yaşayan Maya, Zapotek ve Aztek izlerini sürdüğüm Meksika seyahatimin en kişisel sentezini Frida’nın aydın tavrında, yaşam felsefesinde ve ulusalcı sanatçı tavrında gördüm.

Benim için Frida, Nahuatl dilinde “ay tavşanının göbeği” anlamına gelen Meksika’nın kırmızı tropikal gülü gibi çok katmanlıdır; ressamdır, sürrealist ötesi bir büyücüdür, büyülü gerçeklik akımının kaynağı Meso Amerika’nın ta kendisidir. Şairdir, feministtir, kadın bedeninde erkek, erkek bedeninde kadındır. Fırçasıyla, eteğiyle raks eden sevgilidir, yurtseverdir, devrimcidir. Gücünü Meksika yerlisi halkların mitolojisinden alan bir halk bilgesidir...

Frida ölümünden birkaç gün önce, 2 Temmuz 1954’te, Guatemala işgaline karşı direniş dayanışmasına katılır. Kesilen bacağındaki ağrı katlanılmaz noktaya gelince aşırı dozda ilaç alarak 1954 yılında yaşamına son verir. Ölmeden önce, “yatarak çok fazla vakit geçirdim, sakın tabuta yatırmayın, yakın beni” diyerek yaşamın ölümle iç içe geçen büyülü gerçekçiliğiyle bilgece alay eder, tablolarındaki gibi...

Mavi evde izlediğim Frida belgeselinin sonu şöyleydi: “Frida en çok dans etmeyi, şarkı söylemeyi ve dostlarını ağırlamayı sevdi. Dostluğa çok değer verdi. İhanete uğradı ama dostlarına asla ihanet etmedi. Sadece dostlarına değil, inandığı mücadeleye, sanatına da ihanet etmedi. Bedeninin verdiği onca acıya rağmen, son tablosu kara çekirdekli alaca bir karpuz dilimine, fırçasıyla şu imzayı attı: “Yaşasın yaşam!”

Ucuz Bilet Bulunuyor...
Mynet Seyahat ile yola çık!
    Bu butonla sen de Mynet Seyahat yazarı olabilirsin!