Fransızlar Neden Mutlu? Ağustos Ayında Paris'e Bir Bakın

Paris, her Ağustos’ta başka bir hızlı dönüşüme şahit oluyor. Turistler güzel sokakları ele geçirirken, mağazalar kepenklerini indiriyor. Sokakları tekdüze İngiliz, İtalyan ve İspanyol sesleri dolduruyor. Fransa’da çalışanların her yıl 31 gün tatili olduğu için neredeyse hepsi İtalya, İspanya ya da Yunanistan gibi Akdeniz esintilerinin yaşandığı yerlere kaçmak için bu ayı tercih ediyor.
Ucuz Bilet Bulunuyor...

Bazıları bunu tembellik olarak nitelendirebilir fakat Fransızlar'ın Ağustos ayı boyunca tatil yapmalarının asıl nedeni fazla çalışmaktan ötürü bardağı taşıran son damla noktasına gelmemek. Fransızlar'ın çalışma alışkanlığından dolayı şehir gece yarısı değişmeye başlıyor ve bu durum tatil döneminde yarar sağlıyor. Çalıştığınız sürenin miktarı sizin ne kadar üretken olduğunuzu göstermekle birlikte, çalışmanın uzunluğu ve kalitesi de tam tersini gösteriyor. Başka bir deyişle, ne kadar fazla çalışırsanız üretkenliğiniz o kadar düşer.

Örneğin; uzun saatler boyunca çalışmak genellikle üretkenliğin ölmesine neden olur. Parkinson Kanunu'nda söylendiği gibi, “Bir iş her zaman kendisine ayrılan sürenin hepsini kapsayacak şekilde uzar.” Daha az çalışırsanız daha iyi çalışırsınız.

Aynı şey bir beceri konusunda pratik yaparken de geçerli. Florida Devlet Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olan K. Anders Ericsson, Berlin’de bir çalışma yürütmüş ve başarılı müzisyenlerin her gün pratik yapmak için harcadıkları sürenin şaşırtıcı bir şekilde düşük olduğunu görmüş (Günde sadece 90 dakika). Aslında en başarılı müzisyenler sadece az pratik yapmakla kalmıyor, aynı zamanda gün içerisinde de şekerleme yapıyorlar ve pratik yaparken yorulduklarında veya strese girdiklerinde ara veriyorlar.

Çok çalışmanın hayatı kısaltan streslere neden olduğu uzun zamandır biliniyor. Aynı zamanda, haftada 50 saatten fazla çalışmak, odaklanma sorunlarına yol açtığı için bu durum işten soğumaya da neden oluyor. Henry Ford da fazla çalışmanın bir problem olduğunu bildiği için çalışanlarının haftalık 48 saatlik mesailerini 40 saate indirdi. My Life and Work adlı otobiyografisinde belirttiği gibi Henry Ford, haftada 40 saatten fazla çalışmanın, çalışanların çok hata yapmalarına neden olacağına inanıyordu.

Peki ya boş vakitlerin tembellik yapmak için değil de rahatlamak için gerekli bir zaman dilimi olduğunu düşünürsek?

Elbette düşük gelirli işçilerin bazıları daha fazla para kazanabilmek için uzun saatler boyunca çalışmak veya birden fazla iş yapmak zorunda kalıyorlar. Peki ya diğer birçok çalışan (Çok fazla geliri olanlar dâhil) çoğu zaman gerekmemesine rağmen neden uzun saatler boyunca çalışıyorlar?

Pensilvanya Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olan Alexandra Michel, iyi bilinen bir yatırım bankasındaki (İsmini vermek istemiyor) 2 personelin haftada ortalama 120 saat çalıştığını görmüş (Her gün, günde 17 saat eder). Michel; “Çalışanlar ailelerini ve sağlıklarını ihmal ediyor, ayrıca patronlarının onları zorlamamasına rağmen, 16-17 saat çalışmanın onları daha üretken yapmadığını bilmelerine rağmen uzun saatler çalışıyorlar” diyor.

Michel, çok çalışan bireylerin bunu ödül, ceza veya zorunluluk nedeniyle yapmadıkları sonucuna varmış. Böyle yapıyorlar çünkü “Bunu yapmanın bir anlamı olmamasına rağmen aksini düşünemiyorlar” diye de belirtmiş.

Birçoğunun bunu sadece uzun saatler çalışmış olmak için yapması aptalca görünüyor. Belki de “Ödül, ceza veya zorunluluk” olmamasına rağmen insanların çok çalışması bir sosyal prestije sahip olmak içindir. Yoğunluk, çok çalışmak iyi bir karakter, iyi bir eğitim ve hem şu an hem de gelecek için iyi bir kazanç anlamına geliyor. “Yapamam, meşgulüm” cümlesi sizin sadece ciddi biri değil aynı zamanda önemli biri de olduğunuz anlamına geliyor.

Özellikle Amerika başta olmak üzere birçok ülkede çalışmanın yüce bir iş olduğu inanışı mevcut. Birçok kişi, hayatlarında çalışmanın harekete geçirici etkisi olmadan, kendilerini kaybolmuş hissediyor.

Büyük ihtimalle herkes Aristo ile aynı fikirdedir: “Hepimiz, mutluluğun kaynağı olan tatili hak etmek için çalışıyoruz". Çok çalışan kişilerin motivasyonu, rahat bir emeklilik ödülü. Ancak bu sebep-sonuç ilişkisi genellikle tersine dönüyor. İşimizi hayatımızın bir parçası yapmaktansa, hayatımızı işimizin bir parçası haline getiriyoruz. Mutluluk ve hayat tatmininin sadece çok çalışarak elde edileceği yönündeki yaygın bir görüş, felsefi bir gerçeklikten ziyade çalışanları motive etmeyi amaçlayan bir yönetim miti.

İngiliz filozof Bertrand Russel, 1932 yılında yayınlanan “In Praise of Idleness” yazısında bu düşünceyi doğruluyor: “Çalışmanın erdemli olduğuna yönelik inanış, modern dünyaya büyük bir zarar veriyor. Hâlbuki mutluluk ve refaha giden yol, iş yükünün düzenli bir şekilde azaltılmasından geçer”.

Bu da demek oluyor ki mutluluk, iş yerinde gece yarısına kadar zaman harcamaktan değil daha az çalışmaktan geçiyor.

Ekonomistler uzun zamandır, gelişen teknoloji ile birlikte çalışma günlerimizi azaltmanın ne kadar kolay olabileceğini yazıyor. Adam Smith’in 'Pim Teorisi'ne göre; eğer işçilerin bir set pimi yapmaları için günde 8 saat çalışmaları gerekiyorsa, pim yapma hızını iki veya üçe katlayacak bir buluş, işçilerin iş yerinde geçirecekleri zamanı aynı oranda azaltacaktır. Bu teoriye dayanarak, İngiliz ekonomist John Maynard Keynes’in "Economic Possibilities for Our Grandchildren" da belirttiği hipotezine göre daha az çalışmamız gerekiyor. Belki onun önerdiği üzere haftada 15 saatlik bir çalışmaya ulaşmamız mümkün değil ancak birkaç saatin azaltılması bile çok iyi olurdu.

Hukuk gibi bazı işlerde gerekenden fazla çalışmak mantıklı çünkü ücretler toplu değil saatlik olarak değerlendiriliyor. Bu durum elbette müşteriye zarar veriyor çünkü sonuçta üretken olmayan zamanlar için de ödeme yapılmış oluyor. Ancak kısa vadede hukuk firmaları için bu durum bir başarı. Bunun yanı sıra uzun saatler boyunca çalışmanın verimliliği oldukça düşürmesine (Amerikan firmaları için kaybedilen üretkenlik yılda 450 - 550 milyar dolara mal oluyor) ve stres ile hastalığı arttırmasına rağmen haftada 80 saat çalışacak bir personel almak, haftada 40’ar saat çalışacak iki personel almaktan daha ucuza geliyor.

Bazı şirketler bu düşünceden uzaklaşarak “Daha az çalış, daha iyi çalış” felsefesini benimsemeye başladı. Michigan merkezli bir yazılım firması olan MenloInnovations, çok çalışmanın fedakârlık değil bir verimsizlik göstergesi olduğunu düşündükleri için, haftada 40 saatten fazla çalışan işçilerine iyi gözle bakmıyor. Overwhelmed: Work, Love, and Play When No One Has the Time’ın yazarı Brigid Schulte’e göre fazla çalışmak, firmaların birkaç kişiyi işten çıkarmasına bile neden oluyor.

Son olarak, çok çalışmanın basit başka bir nedeni daha var; kültürel atalet. Amerikalılar geçmişte çok uzun saatler boyunca çalışıyordu. Yeni teknolojiden ve verimlilikteki artıştan bağımsız olarak, fark edilir bir etkisi olmamasına ve hatta üretkenlik üzerinde olumsuz bir etkisi olmasına rağmen biz hâlâ aynı saatler boyunca çalışmaya devam ediyoruz. Bu da yetmezmiş gibi diğer herkes de kendi düşüncelerinde saplı kalmış durumda; geri dönüşünün cesaret ve biraz da tecrübesizlik gerektirecek olmasından korkmadan, ofiste “üretkenlik uğruna” çalışma saatlerini azaltan ilk insan olmak.

Birçok insan boş zamana kıyasla, çalışmanın esas önemine saplı kalmış durumda; sağladığı düzen, belirlediği amaç, verdiği moral. Peki ya boş zamanların tembellik yapmak değil de rahatlamak, yaratıcılığa ilham vermek ve ilerideki işler için beyin gücümüzü ve enerjimizi depolamak adına gerekli bir zaman olduğunu düşünürsek?

Bu durumun ekonomik problemlerde payı olsa da Fransa’da çalışanların sadece yüzde 9'u çok uzun saatler boyunca çalışıyor (Buna karşı, Amerikalıların yüzde 11’i “uzun saatler” boyunca çalışıyor, Türkiye ise en büyük paya sahip: çalışanların yüzde 43'ü fazla mesai yapıyor). Fransa aynı zamanda dünyadaki en iyi iş-yaşam dengesine sahip ülke. En iyi şekilde de olsa, yararsız da olsa, en kötü şekilde de olsa, çok çalışmak zararlıdır. Fazla mesai, fiziksel sağlığımızı ve ailemizle geçireceğimiz zamanı etkiliyor ve bu genellikle çalışmayı yüceltmek, üretken hissetmek (Üretken olmasak bile) ve bir sosyal prestij göstergesi olarak diğer insanlara “Yoğunum” diyebilmek isteğimizden kaynaklanıyor.

Kaynak

Ucuz Bilet Bulunuyor...
Mynet Seyahat ile yola çık!
    Bu butonla sen de Mynet Seyahat yazarı olabilirsin!