Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sinden Fantastik Bir Vaka: Osmanlı'nın Cadıları

Geçen hafta sizlerle paylaştığımız ve beğeni toplayan içeriğin benzeri fakat daha ürkütücüsü ile karşınızdayız.

Geçen hafta paylaştığımız ve güzel tepkiler alan "Osmanlı'nın Vampir Yeniçerileri" konusunu araştırırken çok farklı kaynaklardan bu tip fantastik hikayelerin kayıt altına alındığını gördüm. Bunlardan en gariplerinden biri ve açıkçası en çok ilgimi çeken Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sinde anlattığı hikayeler oldu.

İlk önce Evliya Çelebi kimdi ona kısa bir göz atalım...

İlk önce Evliya Çelebi kimdi ona kısa bir göz atalım...

Evliya Çelebi 1611 yılında Kütahya'da doğdu. Aslen bir hafız olan fakat sonrasında (ki rivayete göre rüyasında Hz. Muhammed'i gördüğü için gezgin olduğu söylenir) kendisini yollara vuruyor. Gördüğü diyarlarla ilgli hikayelerini 10 ciltlik (4000 sayfadan fazla) bir esere kaydediyor.

Bu devasa boyuttaki eserin içinde anlattığı hikayeler kimi kişiler tarafından "uydurma" olarak nitelendiriliyor. Ortaya çıkma süreci 50 yıldan fazla tecrübe gerektiren bir eser olması bile başlı başına saygıyı hak ediyor.

2 Yaşında “Cadı” Diye Sokağa Atılan Afrikalı Küçük Çocuğun Masal Gibi Hikayesi

Havada savaşan 2 cadı grubu... Kanları emilerek öldürülüp ateşe atılan cadılar...

Havada savaşan 2 cadı grubu... Kanları emilerek öldürülüp ateşe atılan cadılar...

Seyahatlerinin bir tanesinde Evliya Çelebi'nin yolu şu anki Bulgaristan coğrafyasında bulunan fakat o zamanlar Çerkez ve Abhazlar'ın yaşadığı, 300 küsur haneli bir köye düşer.

Tarihler 1076 şevvalinin 20. gecesini gösterirken seyyah öyle bir manzaraya denk gelir ki resmen dili tutulur. Gökyüzünde şimşekler çakmakta, gece gündüze dönmektedir.

Merakına yenik düşen Evliya Çelebi köylülere bu olayın ne olduğunu sorar. Aldığı cevap hayli ilginç olur;

Vallahi yılda bir defa böyle karakoncolos gecesi olur, Çerkez oburları (cadıları) ile Abaza oburları göklere uçup ceng-i azim eder, vuruşurlar...

Aldığı cevap karşısında merakı daha da artan Çelebi, kalabalık bir köylü grubu ile beraber olayı izlemek için dışarı çıkar ve gözlerine inanamaz. Büyük ağaç kütükleri, tekerlekler, uçan tekneler ve kilim hasırlar üzerine binmiş Çerkez cadıları ile "ölü" atlara ve develere binmiş, ellerinde at, sığır ve deve başları olan Abaza cadılarının bir maç yapar gibi savaştığını gören Evliya Çelebi olayı hayretler içerisinde izler.

Saatler süren savaştan sonra büyük bir gürültü ve parlak bir ışık huzmesi altında gökten yere canlı uzuvları, yukarıda bahsettiğimiz tekerlekler, hasır kilimler, tahta parçaları düşer ve savaş biter. Savaşa kazanan Çerkez cadıları, Abaza cadılarının "kanlarını emerek öldürür ve ateşe atıp yakarlar". (Adeta bir vampir tasviri gibi değil mi?)

Seyahatname'de böyle olayların inanması zor olduğunu fakat etrafındaki 100 kişiye yakın köylü grubu ile beraber izlediklerini belirten Çelebi "Karakoncolos Gecesi" denilen gecenin gördüğü en enteresan şeylerden biri olduğunu not düşer. Karakoncolos kelimesi belki bazı okuyucularımıza tanıdık gelecektir. Batı Trakya'nın bazı bölgelerinde sıklıkla çocukları korkutmak için kullanılan, "öcü" manasına gelen bir kelimedir bu.

Türk ve Bulgar mitolojisinde şöyle tanımlanır hatta;

"Kara renkte ve çok çirkindir. Maymun, kedi veya çocuk büyüklüğündedir. Aslında pek zararlı olmadığı halde görüntüsü insanlarda paniğe neden olur. Kürklü olarak betimlenir. Geceleri gezer. Bulgar kültürünün Türk tarihiyle olan ortak kökeni sonucu Bulgar halk edebiyatında “Karakonjul” adıyla yer alır. Kara kelimesi geceyle ilişkili olarak değerlendirilir. Zemheride (kışın en soğuk zamanı) sokaklarda dolaşır, rastladığına “Nereden geliyorsun, Nereye gidiyorsun? gibi sorular sorar. Verilecek yanıtların içinde mutlaka “kara” kelimesi olmalıdır (Karasu’dan geliyorum, Karakışla’ya gidiyorum gibi). Böyle yapılmadığında Karakoncolos elindeki kocaman bir tarakla vurarak karşısındaki insanı yaralar. Kendisinden korunmak için kış günleri evlerdeki taraklar ortada bırakılmaz, saklanır."

Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sinden Fantastik Bir Vaka: Osmanlı'nın Cadıları

Peki kan içen ölü cadılar?

Peki kan içen ölü cadılar?

Yine aynı yörede bahsedilen Karakancolos Geceleri'nde ortaya çıkan "kan içen" cadılardan bahseder Evliya Çelebi. Bu gecelerde köyde yaşayan insanlara musallat olup kanını içen ve onları hasta eden cadılar vardır.

Kanı emilen insanın iyileşmesi için cadının bulunması ve "usulüne uygun" bir biçimde yok edilmesi gerekir. Bir cadı avcısı ile beraber mezarlıklar gezilir ve kan içmiş cadı, eşelenmiş mezarında bulunur. Gözleri kan içtiği için kıpkırmızıdır. Cadı mezardan çıkarılıp göbeğine (Vampir yeniçeri hikayesini hatırlayın) bir böğürtlen kazığı saplanır ve ruhu başka bir bedene geçmesin diye ateşe verilip yakılır. Kanı içilen adam böylece iyileşir.

Ucuz Bilet Bulunuyor...
Mynet Seyahat ile yola çık!
    Bu butonla sen de Mynet Seyahat yazarı olabilirsin!