Ege ve Keçi

Ege Denizi’nin Yunancası Egeyo pelagos. Bizse Selçuklu ve Osmanlı zamanlarında Adalar Denizi adı verilen bu denize Ege deriz. Peki Ege ne anlama geliyor?

Yazı: CENK DURMUŞKAHYA*

Fotoğraf : Altuğ Şenel

*Doç. Dr. Cenk Durmuşkahya

İzmir Katip Çelebi Üniversitesi, Orman Fakültesi

Ege Denizi bugün Yunanistan ve Türkiye arasında, kuzeyde Çanakkale Boğazı ile Marmara Denizi’ne bağlanan, güneyde Akdeniz’e açılan küçük bir deniz. Uzunluğu yaklaşık 610, genişliği 300 kilometre. Eski Yunan dilinde büyük ya da eski deniz (Arşi Pelagos) adıyla anılıyordu. Günümüz İngilizcesi ve Batı dillerindeki takımada veya takımadalar anlamındaki archipelago buradan geliyor. Dilimizdeyse arşipel sözü kullanılmakta.

Ege kelimesinin kökeni hakkında ortak görüş yok. Türkçeye nasıl geçtiği de tartışmalı; 1941 yılında yapılan Coğrafya Kurultayı’na göre Ege ismi, bu denizin Fransızcadaki karşılığı Mer Egée’den geliyor.

En eski Osmanlı kaynaklarına göre Türkler Ege Denizi ile karşılaştığında ona Adalar Denizi demiş. Çünkü Ege’de irili ufaklı iki binden fazla ada bulunuyor. Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye adlı eserinde, adalar arası anlamına gelen Erso Peloga ismini kullanıyor. Katip Çelebi ise 1656 yılında yazmış olduğu Tuhfetü’l-Kibar Fi Esfari’l-Bihar yani Deniz Savaşları Hakkında Büyüklere Armağan adlı eserinde Ege’den adalar arası diye bahsediyor. Yakın zamanlara kadar da Adalar Denizi diye anılmış. Ege adına ilk kez Faik Sabri Duran’ın lise üçüncü sınıflar için yazdığı 1938 tarihli Türkiye Coğrafyası adlı ders kitabında rastlanıyor.

Etimolojik olarak Ege kelimesi ele alındığında, ilk olarak aegae kelimesi göze çarpmakta. Efsaneye göre Aegae ya da Aegea bir Amazon kraliçesidir ve bu denizde yaşamını yitirir. Amazon kraliçesine ithafen de denize Aegea denildiği söylenir. Başka bir görüşe göre aiges Yunanca dalgalar anlamına gelir. İskenderiyeli Hesychius ise Ege’nin Yunanca keçi anlamında gelen aix kökünden türetildiğini savunur. Araştırmacılara göre Ege kelimesinin efsaneler yerine gözle görülen, elle tutulabilen bir varlık olan keçiden gelmesi daha somuttur.

Şimdi, bu denize neden keçi denizi denildiğini açıklamaya çalışalım. Birçok bilimci Ege Denizi’ni keçiyle ilişkilendiriyor. Bunu destekleyen en önemli nedenlerden biri de Aigai antik kenti.

Kent, bugün Manisa ilinde bulunan Yunt Dağı’nda, tahminlere göre MÖ 1100 yıllarında kurulup MS 3. yüzyılda terk edilmiş. Burada yapılan çalışmalarda bulunan birçok sikkenin üzerinde keçi resmi olduğu gözlendi. Ayrıca geçen yıl yapılan kazılarda keçi adam heykel vazosu bulundu. Peki Aigai’de keçi neden bu kadar önemliydi?

Her şeyden önce Batı Anadolu’nun doğal özellikleri büyük önem taşıyor. Antik çağlarda en önemli kentlerin Efes, Bergama, Milet ve Priene olduğunu görüyoruz. Geçmişte binlerce kişinin yaşadığı bu kentler hem kültürün hem de bilimin ortaya çıktığı sıcak noktalar olarak değerlendiriliyor. Bunun en önemli sebebi bölgenin sahip olduğu doğal kaynaklar ve biyolojik çeşitlilik. Bu bölgede besin sıkıntısı olsaydı sözkonusu medeniyetlerin hiçbiri ortaya çıkamazdı.

Örneğin dünyanın yenebilir otlar açısından en zengin bölgelerinden biri kıyı Ege’dir. Bugün özellikle bahar aylarında hâlâ Çeşme Alaçatı’da veya Urla’da yapılan ot festivallerinde yöre halkının yüzden fazla yabani bitkiyi sebze olarak kullandığını görüyoruz. Bu da bölgenin bitki çeşitliliği konusunda ne kadar zengin olduğunu gösteriyor.

Öte yandan binlerce yıl öncesinde evcilleştirilen beş önemli hayvan dünyanın kaderini değiştirmiş ve insanlık tarihinin yeniden yazılmasına neden olmuştu. Bu beş hayvan koyun, keçi, domuz, at ve sığırdır. Tarihin birbirine yakın dönemlerinde bu hayvanların bazıları farklı yerlerde bağımsız olarak da evcilleştirilmişti. Örneğin koyun ve sığır daha çok Mezopotamya’da, domuz hem Mezopotamya hem Çin’de; keçiyse ilk olarak Akdeniz’de insan yaşamına dahil olmuştu. Akdeniz bitki örtüsü makinin ortaya çıkış sebebi de keçilerdir zaten. Keçiler bu bölgede bulunan bitkilerin tepe tomurcuklarını yedikleri için ağaçlar uzayama, çalı formunda kalır.

Keçi, Aigai kenti için de büyük önem taşıyordu. O günlerde tarım için elverişli olmayan bu coğrafyada yaşam, keçi yetiştiriciliği üzerine kurulmuştu. Bu nedenle bir süre sonra keçi bölgenin simgesi haline gelerek kente adını verdi. Keçi diğer hayvanlara göre çok yönlüdür; eti, sütü, kılı, derisi en önemli ihtiyaçları karşılıyordu.

Örneğin keçi derisi, koyun derisine göre çok daha kaliteli ve kullanışlıydı çünkü daha sağlam, daha sert yapılıdır. Keçi derisinde daha az kılla kıl kökü ve daha az yağ bulunur. Antik çağda keçi derisi bu nedenle çok önemli bir ticari üründü. Çünkü o yıllarda keçi derisi parşömen yapımında da kullanılıyordu.

Parşömenin bulunuş hikâyesi de kısaca şöyledir. Mısır Kralı Bergama Kütüphanesi’nin İskenderiye Kütüphanesi’ni geçmemesi için Anadolu’ya yapılan papirüs ihracatını yasaklar. Bu nedenle kâğıtsız kalan Bergamalılar yörede bol bulunan keçi derisini özel işlemlerden geçirerek üzerine yazı yazılacak duruma getirir; böylece parşömen keşfedilir. Parşömen papirüse göre çok daha kullanışlıdır. Çünkü hem sudan etkilenmez hem de papirüs gibi kolay yırtılmaz. Parşömen yapımında kullanılan deriler Bergama’nın hemen arkasındaki keçilerin kenti Aigai’den gelir. Keçi derisi ve keçi, Bergama kıyılarından deniz yoluyla dört yana dağılır. Sonuç: Dünyanın keçiyi ve keçi derisini tanımasını sağlayan bu denizin adı keçi denizi yani Aegea (Ege) olur.

Son söz: Keçi olmasaydı, kıyı ege ormanlarla kaplı olur, o lezzetli otların hiçbiri yetişemezdi. O otlar olmasaydı eski Romalılar, Lidyalılar, Miletoslular kıyı Anadolu’da yerleşemezdi. Miletos olmasaydı da modern bilim ve felsefe ortaya çıkmazdı. Üstelik keçi derisi olmasaydı, yazı yaygınlaşamazdı.

Ucuz Bilet Bulunuyor...
Mynet Seyahat ile yola çık!
    Bu butonla sen de Mynet Seyahat yazarı olabilirsin!