Bratislava: Sizi Huzura Davet Ediyor...

Tuna Nehri sizi bu kez huzura davet ediyor; Bratislava...
Ucuz Bilet Bulunuyor...

Tuna Nehri'nin kenarına kurulu olan şehir Bratislava size kötülüklerden izole olmuş hayatın kapılarını açıyor. Slovakya’nın başkenti olan bu şehrin, hem Avusturya'ya hem de Macaristan’a sınırı var; fakat onlar kadar yoğun yaşamıyorlar hayatı. Daha sakinler, daha huzurlular. İnsanları mutlu, çılgın kalabalıklarla boğuşma derdi yok.

İlk olarak Bratislava Kalesi karşılıyor bizi. Kale, 9. ve 18. yüzyıllar arasında yapılmış; 1956-1964 arasında ise yeniden inşa edilmiş. Kaleye, Sigmund, Vienna ve Nicholas kapılarından girebilirsiniz. Tam bilet 6 Euro; indirimli bilet ise 3 Euro.

Kalenin tam karşısında da Orta Avrupa’da sıklıkla karşılaştığımız ”Veba Anıtı” bulunuyor. Daha önceki Orta Avrupa yazılarımda da belirtiğim gibi; bu anıt vebadan kurtulduktan sonra Tanrı’ya şükretmek için yapılıyor.

Şehrin içlerine doğru ilerliyoruz. İlerledikçe karşımıza ilgimizi çeken şeyler çıkıyor. Mesela; bu heykel. Bratislava’da sadece önemli kişilerin heykelleri yapılmazmış. Halkın tanıdığı, sıradan insanlarında heykelleri yapılır; o insanların anısının yaşatılması sağlanırmış. Fotoğraftaki heykel de onlardan biri. Zamanında röntgencilik yapan ama hiç kimseye zarar vermeyen bu kişi için ”röntgenci” heykeli yapılmış.

Bu heykellerin ikinci bir örneği de selam veren adam heykeli. Fotoğrafta gördüğünüz kişi; hep şık giyinir ve çevresindeki insanlara selam verirmiş.

Ayrıca; şehir halkı çok sıcak kanlı. Biz tam bahsettiğim heykelin önünde fotoğraf çekilirken yanımıza iki kadın geldi. ”Fotoğrafınızı çekelim” dediler. Neyse, fotoğraf çekildikten sonra heykeli anlattılar, bilgiler verdiler. Hatta maillerimizi bile aldık, hala görüşüyoruz:) Veda faslında bir selfie çekilmeyi de ihmal etmedik tabi:)

Bu arada ”Şehir halkı çok iyi!” dedim diye herkesi iyi olarak düşünmeyin:) Orada güzel giyinimli, hırsızlık yapan kişiler de varmış! Dikkatli olunmalı o yüzden:)

Mevsimden mütevellit olacak ki Bratislava sokakları da bomboş … Fotoğrafta her ne kadar hava açık gibi görünse de aslında fena bir soğuğu var. Klasik Avrupa iklimi… Sürekli ısınmak için bir yerlere giresiniz geliyor :) O yüzden kış ayında yolunuz Bratislava’ya düşerse kalın giyinin!

Bratislava küçük bir şehir olduğundan gezmek için de 2 saat gibi bir süre yeterli. Tabi, sadece gezmek! Şehri yaşamak için en az 4-5 gün kalınmalı. Çünkü, bir şehir sıkıcı bile olsa onu anlamak saatlerle sınırlı kalmamalı bence.

Bende Bratislava’nın havasından, suyundan bahsettim ama yapılarına pek değinmedim. Gerçi mimar ya da sanat tarihçisi değilim ama kendimce yorumlarımda eksik kalmasın:)

Bratislava fotoğrafta da gördüğünüz gibi tarih ile modern yapının karışımı gibi. Ne çok tarihi diyebiliyorsunuz, ne de çok modern. Klasik Orta Avrupa şehri işte… Farklı mimari yapılar, düzen ve huzur…

Bir şehrin sadece sokaklarından, yapılarından ibaret olmadığı gerçeğini düşününce direkt müzesini aramaya başlıyor; o şehrin tarihi kimliğini de algılamak istiyorsunuz. Bu bağlamda gidilecek nokta; Bratislava Şehir Müzesi. Müzeye giriş 2 Euro idi.

Müzenin içerisinde şehrin kültürüne karışmanızı sağlayacak birçok eser bulunmasının yanı sıra; böyle muhteşem yapılarla da karşılaşıyorsunuz. Küçücük bir şehirde böyle bir mimariye rastlamak şaşırttı beni doğrusu…

Bir de müzenin teras bölümü var. Biraz tabana kuvvet yapıp birkaç merdiven çıkınca ulaşıyorsunuz. İşte orası en tehlikelisi:) Nasıl bir rüzgar varsa, inanın ayakta zor durdum. Bir ara dedim: ”Uçarak aşağı ineceğim galiba!” Hatta ikinci fotoğrafta uçuşan saçlarımdan da rüzgar durumunu anlayabilirsiniz.

Neyse, çok şükür uçmadan inebildim ama! Şimdiki durak; Slovak Ulusal Opera Binası. Bina 2007 nisanda açılmış. İki ayrı bina olarak konumlandırılmış olan bu yapının sağ tarafı Habsburg dönemi yapısı. Şehrin merkezinde Hviezdoslav Meydanı üzerinde. Diğer tarafı ise yeni bir yapı.

Opera binasından sonra ara sokaklarda kaybolmaya devam:) Burada bir çok kafe, restoran bulunuyor. Slovak mutfağını keşfedebileceğiniz bir restoran bulabilmeniz çok rahat yani. Bir de Bratislava’da langos satan yerler dikkatimi çekti. Genel de Macarlar'ın yaptığı bu yiyeceği, onlar da severek tüketiyor anlaşılan.

Bu arada langos ne derseniz; su veya süt, bir de un karışımı ile yapılan; üzerine kaşar, salam yani kısacası üzerine sizin tercih edeceğiniz eklerle sunulan bir yiyecek.

Langos yiyemedik maalesef ama soluklanmak için Giraffe restoran‘a girdik. Bahsettiğim restoran tam olarak ”selam veren adam” heykelinin karşısında yer alıyor. Mekanın içerisinde sigara da içebiliyorsunuz. Gerçi ben gelen kahveyi pek beğenmedim; fakat mekanın içi hoş, ferah. Kahve içmezsiniz başka bir şey içersiniz değil mi ama?:)

Saint Martin Katedrali'ne geliyoruz şimdi de… Bratislava’nın en büyük ve en eski katedrallerinden biri kendisi. 85 metre uzunluğunda.

Katedralin bulunduğu bölümde en çok dikkatimi çeken şey; bu duvar oldu. Çok ilginç resimler yapmışlar ve çok güzel olmuş:)

Ve bu güzel şehirden ayrılma vakti geldi… Son olarak Bratislava’da yapmanız gereken; Tuna Nehri'ne bir de bu şehirden bakmak. Budapeşte’den devam ettiğinizde Tuna’ya fazlaca doyacak olsanız da, Bratislava’dan Tuna’yı izlemeyi de unutmayın.

Güler yüze, sıcaklığa ve huzura ihtiyacı olan herkes de yolunu mutlaka Bratislava’ya düşürsün… Sevgilerimleee…:)

Ucuz Bilet Bulunuyor...
Mynet Seyahat ile yola çık!
    Bu butonla sen de Mynet Seyahat yazarı olabilirsin!