Aşık Baba

İstanbul’un gezgin şairi kenti sokak sokak dolaşıyor, az bilinen Anadolu ezgilerini hem çalıyor hem söylüyor.

Yazı: Yaz Güvendi / Fotoğraflar: Tijen Burultay

Aşıklar gördüklerini ve yaşadıklarını dile getiren halk kahramanlarıdır. İlden ile köyden köye ellerinde sazlarıyla diyar diyar dolaşarak sanatlarını icra eden gezgin şairlerdir. İstanbul’un eski sokaklarında, meydanlarında, kimi köşelerinde elinde sazıyla karşımıza çıkan Âşık Baba da bu kültürü, edebiyatı yaşatmak isteyenlerden.

Âşık Baba, gerçek ismini söylemiyor. Kimileri ona Yunus, kimileri Derviş Amca, kimileri ona halk ozanı, kimileri de ona Âşık Baba diyor. Oysa kendini “elinde şiirleri, dilinde duaları, omuzunda hırkası, ayağında çorabı ve şalvarıyla gezen bir Yunus, halk türküleri üstadı” diye tanımlıyor.

Çok yazan, çok çizen, çok gezen Âşık Baba, 1947 yılında Sivas’ın Şarkışla ilçesinde doğmuş. Âşık Veysel, Yunus Emre, Pir Sultan, Karacaoğlan ezgilerini, kimi zaman da Âşık Sümmani, Âşık Ruhsati, Âşık Mahzuni türkülerini okuyor.

Tüm sazları çalabilen halk ozanı, “ben saza, kültüre, insanlara gönül verdim, edebiyata gönül verdim, o yüzden sazım yanımda sözüm dilimde; gözüm benim, canım benim, sazım benim, sözüm benim” diye anlatıyor.

Âşık Baba çoban olmuş, tarlada çalışmış, inşaat işleri yapmış, hayvancılıkla uğraşmış. Baba anlatıyor: “Horozları, köpekleri, kedileri çok severim ama en çok dağdaki kurtları severim. Zamanında kurtlarla, tilkilerle karşılaştım, peşlerinden gittim, şimdi gücümün yettiği kadar bağırarak türkü okuyorum.”

Çobanlık yaparken saz bilmiyormuş, sadece türkü okuyormuş: “Dağlarda gezdiğim zamanlar sesim daha güzel geliyordu, tabii açık havadayım, ciğerlerim temizdi, kuvvetliydim, gençtim. Koşardım, gücüm yettiği kadar bağırarak uzun hava okurdum.”

Tahtanın üstünde yata yata saz çalmayı öğrendi

“Ben tahtanın üstünde yata yata büyüdüm, yata yata kendi başıma saz çalmayı öğrendim. Biraz öğrendikten sonra aldım elime sazımı, yakın köylere yürümeye, yürürken çalmaya başladım. Gençlik çağlarımda hep yürürdüm. Yağmur yağar, ayaklarım çamur içinde kalır, sırılsıklam olurdum, çamaşırlarımı üstümde kuruturdum...”

Geçmişini böyle özetleyen âşık birden sohbetimiz sırasında şiirler söylenen, türküler okunan köy odalarını hatırlıyor:

“Köy odalarında otuz - kırk kişi toplanır, çay içer, yemek yer, eski insanların hayatını, tarihi olayları anlatırdık. Çok güzeldi o zamanlar.”

Herkes İstanbul’a gitmeye başlayınca Âşık Baba da almış sazını gitmiş 1982 yılında büyük şehre:

“Türkülerimi geliştirdiğim için aldım sazımı, giydim çarıklarımı, aldım omuzuma heybemi düştüm yollara, geldim İstanbul’a. Baktım benimsedim, burası da bizim memleket dedim.”

Âşık Baba’ya bugünlerde Fatih, Üsküdar, Beşiktaş, Bakırköy, Beyoğlu, Küçükçekmece, Kadıköy, Bahçelievler, Şişli, Arnavutköy, Bayrampaşa, Bağcılar, Bahçelievler, Esenyurt’ta rastlayabilirsiniz. Onu bir merdiven kenarında, bir kaldırım taşında görebilirsiniz veya yürürken yanınızdan sazıyla türküsünü okuyarak geçebilir. Ustayı sokağın dışında mekânlar da cezbediyor:

“Lokantalar, saatçiler, dükkânlar, çarşılar, kumaşçılar, çamaşırcılar, elektrikçiler, çay ocakları, kaşık sepet satanların yanına, beni sevenlerin yanına gidiyorum, oturuyor, sazımı çalıyorum” diyor.

Eskiden İstanbul’un her köşesine gittiğini belirten Âşık Baba sürdürüyor: “Bostancı, Maltepe, Gebze, Darıca, Şifa Mahallesi, İzmit, Adapazarı, Kocaeli’ni hep gezdim. Deniz kıyılarında, parklarda, derneklerde, köylerde, halk otobüslerinde çok saz çaldım.” Ardından Gülhane anıları: “Eskiden Gülhane Parkı’nda âşıklar toplanırdı. Sahne kurulur, âşıklar meclisi olurdu. Her gün bir program...” O günleri çok özlediğinin altını çizse de şiirlerinden asıl özlediğinin köyü olduğu ortaya çıkıyor:

“Anam babam köyde kaldı, konu komşu köyde kaldı, sevdiklerim köyde kaldı, Âşık Baba sazıyla sözüyle türküleriyle gurbet ellerde kaldı.”

Saz çalmadığı zaman türkülerini düzenliyor

Âşık Baba’nın evinde yirmi beş yıllık bir radyo ve teyp var. Bir sürü kasedi var. Defterlerinde Ankara ve İstanbul radyolarının repertuarlarını, türkülerini saklıyor. Kırk yıldır biriktirdiği beş yüz türküyü defterlerine yazıyor. Her sabah sayfalara yeni türküler ekliyor, eskilerini düzenliyor. Öğlen on ikiden akşam sekize kadar sokaklarda şiirlerini okuyor, sazını çalıyor.

“Defterlerimi yanımda taşıyorum, sazımı dalımda taşıyorum, üstüme otantik elbiseler giyiyorum, fesimi unutmuyorum” diyor.

Dinleyicileri kimi zaman ondan özel durumlarına göre parça talep ediyor: “Her gün değişik insanlarla tanışıyorum: Yeni sözlenmiş, ayrılmış, küsmüş, askere yolculanmış, nişanlanmış insanlar; benden durumlarına göre parça istiyorlar, isim söylüyorlar, hemen bir şeyler doğaçlıyorum,” diyor.

Âşık Baba, Eminönü’nde Hünkar Kasrı’nın altındaki geçitte bir basamağa oturmuş sazını çalıyor.

Küçük dinleyicisiyle birlikte şarkı söyleyen Âşık Baba “beni en çok çocuklar ve kadınlar dinliyor, onlar seviyor” diyor.

Ucuz Bilet Bulunuyor...
Mynet Seyahat ile yola çık!
    Bu butonla sen de Mynet Seyahat yazarı olabilirsin!