Anadolu’nun Tohumları Tehlikede

Yeryüzünün tohum kaynağıydık, buğdayı burada yetiştirmiştik, şimdi bir anadan bir anaya binlerce yıldır aktarılan tohumlar sonsuza değin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya... Yeni tohum tasarısına dur demek gerek!

Yazı: Mustafa Alper Ülgen

Binlerce yıldır çeşit çeşit tohumları ekip günümüze gelmesini sağlayan Anadolu’nun bilge tarımına şükran duymalıyız. Aynı minnettarlıkla, evlenecek kızlarının çeyiz sandığına sebze tohumları koyan anneleri hatırlamalıyız. Kızı, gelin gittiği evde aç açık kalmasın, çocukları lezzetli, temiz ve zengin beslensin diye sürdürülmüş bu geleneğe sahip çıkmalıyız.

Evet tüm dünyada olduğu gibi Anadolu’da da tohum ayırma, temizleme ve saklama işini büyük ölçüde kadınlar yapmıştır. Bu yüzden tohumlara atalık değil analık tohumlar demek daha doğru olmalı ya da en azından ata-nene tohumları...

Yerel tohumlar inanılmaz çeşitlilik gösterir. Uzun zaman içinde alıştıkları yerlerde, iklim ve toprak yapısıyla uyum sağlamışlardır. Haliyle ek ilaç ya da kimyasal gübreye ihtiyaç duymadan, üstelik çoğu zaman az suyla bol ve bereketli ürün verirler. Mis kokulu domatesler, lezzetli biberler, patlıcanlar ve diğer sebzeler, meyveler hep aradığımız, özlediğimiz tatlar değil mi?

Sadece buğday çeşitlerinde bile tüm dünyada gen deposu görevi görüyor yaşadığımız topraklar. Bilim insanı Mirza Gökgöl, 1930’lu yıllarda yaptığı araştırmalarda Anadolu’da 18 bin tip ve 256 yeni çeşit tespit etmişti. Bunun yanında ülkemiz, buğdayın 23 yabani akrabasına ev sahipliği yapmakta.

Bilinen en eski buğday çeşidi siyez (Triticum monococcum) ülkemizde 12 bin 500 yıldır ekiliyor. Yaşına rağmen korunmuş, günümüze kadar gelmiş bu antik buğdayın yaşaması, onu ekip hasat eden köylüler sayesinde. Küçük köylüler bu tohumları ekmiş, hasat etmiş, yemiş, takas etmiş, satmış ve bir sonraki sene için kendine tekrar tohum eylemiş.

Bu döngü binlerce yıldır devam edebiliyorken şimdi bu yerel tohumların tamamen yok olmasına sebep olacak gelişmeler yaşıyoruz. Önce 2006 yılında çıkan tohumculuk yasasıyla yerel tohumların üretimi ve satışı yasaklanmıştı. Bu aşamada devreye giren tohum şirketleri tescil ettikleri tohumları daha çok üretmeye ve satmaya başlamıştı. Geçtiğimiz ay da Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı 2018 yılı itibarıyla sertifikalı tohum kullanımını zorunlu hale getireceğiz dedi. Bu söz üzerine Türkiye Tohumcular Birliği Başkanı da “bu karar sektörümüz için ikinci milattır” dedi!

Böyle olunca büyük ölçüde hibrit olan şirket tohumlarını her yıl satın almak gerekiyor. Yani gelecek yıla ayırmanız ve tekrar ekmeniz mümkün değil. Daha çok verimden söz ediliyor ama daha çok kimyasal gübre ve ilaca muhtaç bu tohumlar. Üstelik birçok tohum firması aynı zamanda ilaç üreticisi.

Binlerce yıl boyunca doğa ve insan eliyle gelişmiş, çeşitlenmiş tohumlarımız, laboratuvarlarda geliştirilmiş tohumlara kurban ediliyor.

Bu gelişmeler aynı zamanda tarımdaki kadın emeğinin, kadın sözünün bitirilmesi, erkek egemen toplumun derinleşmesi, kadının sosyal, kültürel ve ekonomik rolünün değişmesi, gıda üretim zincirinden koparılması demek.

Kadın ve erkeğin omuz omuza vererek çalıştığı, inanılmaz çeşitliliğe sahip küçük köylü üretimleri tamamıyla yerel tohumlara bağlıdır. Sertifikalı tohumları kullanmayı zorunlu tutmak, sadece sertifikalı tohum kullanan çiftçiye mazot, gübre ve diğer destekleri vermek, yerel tohumları hızla yok eder. Bunun sonucunda büyük ölçüde ithalata bağlı tohum, ilaç, yem ve tarımsal teknoloji sayesinde gıda bağımsızlığımız tamamen yok olur. Yerel tohumlar yok olunca elimizdeki en büyük mirası, gıda egemenliğimizi kaybederiz. Sosyal ve kültürel yapımızda köklü değişiklikler olur.

Peki ne yapmalı? Hükümet açısından bakarsak yerel tohum çeşitlerini yok edecek bu karardan derhal vazgeçilmeli, aksine yerel tohumların ekimini destekleyecek kararlar alınmalı. Bu arada bizler de boş durmamalı, elimizdeki olanakları acilen seferber etmeliyiz. Yaşadığımız her yerde gıda toplulukları oluşturulmalı; küçük köylü üretimlerini satın almalı, üretim planlamasında etkili olacak modellerle yardımcı üretici haline gelmeli, tabağımıza koyduğumuz her lokmada söz sahibi olmalıyız ve bunları hemen, şimdi yapmalıyız!

Kurda kuşa aşa demek için,

keyifli ve lezzetli sofralar için,

bereket, bolluk için

yaşasın ata - nene tohumları!

Fotoğraflar: Kubilay Akdemir / Tijen Burultay / Yusuf Aslan

Ucuz Bilet Bulunuyor...
Mynet Seyahat ile yola çık!
    Bu butonla sen de Mynet Seyahat yazarı olabilirsin!