Anadolu'nun Son Meddahı

Kadirlili Yusuf Sıra, yüzlerce yıllık meddah geleneğini capcanlı tutuyor. O, UNESCO’nun Yaşayan İnsan Hazineleri Listesi’ne eklenmesi gereken bir karakter.

Meddah nedir?

Bir topluluk önünde taklit sanatını kullanarak hikayeler anlatan kişiye meddah denir. Meddahın oyununa ise meddahlık oyunu denir ve geleneksel Türk seyirlik oyunlarının en önemlisidir. Bir oyuncunun çeşitli kılıklara girdiği bu seyirlik oyunu, aslında bir anlatı sanatıdır. Güldürmeye yönelik olduğu söylense de aslında yergi ve taklitlerle tersini kanıtlamak ister. Topluluk önünde sanatını yaparken seyirci ile de iletişim kurar.

Yazı: Selcen Küçüküstel
Fotoğraflar: Mahmut Koyaş

Türk halk zekâsının sahnede vücut bulduğu meddahlar, yüzyıllardır şehirlerden köylere güçlü bir geleneği yaşatmaya çalışıyor. Anadolu’nun son meddahlarından biri de Osmaniye’nin Kadirli ilçesine bağlı Bekereci köyünde yaşayan Yusuf Sıra. Çevresinde Âşık Yusuf olarak tanınan Sıra, çeşitli yönleriyle meddahlık geleneğini yaşatan usta bir anlatıcı.

“Meddah bir öyküyü anlatırken onu dinleyenlere yaşatır.” Yusuf Sıra, Karacaoğlan’ın Ali Kayası öyküsünü yaşatmaya devam ediyor.

Fırat Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden Profesör Esma Şimşek yaptığı araştırmalar sonunda Yusuf Sıra’nın meddahlık dahil olmak üzere birçok alanda eski gelenekleri uygulayan nadir kişilerden biri olduğunu söylüyor. Yusuf Sıra’nın UNESCO’nun Yaşayan İnsan Hazineleri Listesi’ne eklenmesi gerektiğini belirtiyor.

Bekereci Köyü’nde, 1943 yılında dünyaya geliyor Yusuf Sıra. Babasının yanında vakit geçirirken âşık toplantılarına giderek, evlerine gelen âşıkları dinleyerek onlardan birçok hikâye öğrenmiş. Yanına gider gitmez kendini tanıtıyor, anlatıcılık ve mizah konusundaki yeteneğini bize takılarak hemen belli ediyor. “Benim adım Yusuf, soyadım Sıra. Masa değil sıra.”

Düğünlerde düğün sahibi meddaha bir oyun çıkarması için ricada bulunur. Osmaniye’nin Düziçi ilçesinin Böcekli Beldesi’nde bir abdal düğününe katılan Yusuf Sıra, düğündekilerle beraber oyun oynuyor.

Kısa tanışmanın hemen ardından Yusuf Ağabey, önce bize soracağı üç bilmeceyi bilmemizi istiyor ve başlıyor: “Bir devem vardı. Yavan idi yağdan öldü. Ne havada ne de yerde öldü. Akşama bir saat kalasıya sabaha karşı öldü. Bu işi çöz hadi.” Yazık ki bilmeceler ve hikâyelere uzak büyüyen bizler daha Yusuf Ağabey’in ilk bilmecesinde sınıfta kaldık.

Hatice ve Yusuf Sıra, 53 yıldır evli. Yusuf amca hâlâ ilk günkü heyecanla Hatice Teyze’ye masal anlatıyor. Tıpkı Anadolu’da binlerce yıldır aynı heyecanla devam eden meddahlık geleneği gibi.

Küçük yaşlarda çobanlık yapan Sıra, okula hiç gitmemiş. Köroğlu’nun çeşitli hikâyeleri dahil birçok hikâyeyi iyi bilen ve yaşatarak anlatan Sıra, aynı zamanda köy seyirlik oyunları düzenleyip oynuyor. Göde Oyunu, Deve Oyunu, Kocakarı Oyunu, Sinsin Oyunu ve Serçe Oyunu bunlardan birkaçı... Kendi ağzından şu şekilde anlatıyor:

“Eskiden 10 - 15 kişi öte taraftan beri taraftan gelir, bir evde toplanıp oturur, bir oyun oynayalım, hikâye anlatalım derdik. Hem laf edip hem hadi ne oynayalım diye tartışırdık. Oyuna başladık mı herkese göre bir figür olurdu. Çocukları da katmak için al tavuk yap mesela oyunda. Çok güzel günlerdi...”

Her gün ağaçlarla vakit geçiren Yusuf Sıra için ağaçlara bakmak sadece iş değil onlarla kurduğu bir ilişki biçimi. Bu yüzden ağaçtan bir portakal koparıp bana uzattıktan sonra hemen ekliyor: “Sen onlara bakmazsan onlar da sana bakmaz”

Yusuf Sıra aynı zamanda düğünlerde abdal ağası görevini de üstleniyor. Şimşek’in araştırmasına göre Çukurova bölgesine ait bu gelenekte düğüne gelen davetliler düğün sahibine hediye edecekleri parayı davul zurna çalanlarla birlikte kendisini karşılayan abdal ağasına verir. Abdal ağası, davulcu ve zurnacıyla birlikte parayı alabilmek için çeşitli oyunlar oynayarak hünerlerini sergiler. Düğün bittiğinde abdal ağası davetlilerden aldığı parayı, kimin ne kadar verdiğini de açıklayarak düğün sahibine verir.

Yusuf Sıra aynı zamanda iyi bir fıkra anlatıcısı ve müzisyen. Kaval ve sipsi çalıyor. Tüm bu özellikleri bir araya geldiği zaman Yusuf Ağabey’in, Profesör Esma Şimşek’in de önerdiği gibi Yaşayan İnsan Hazineleri Listesi’ne eklenmesi gerektiği düşüncesi ağır basıyor. Ne yazık ki Yusuf Sıra’nın henüz tüm bu bilgileri aktardığı bir çırağı yok. Halkbilim araştırmacıları makaleler yazıp hikâyelerini derleyemeye çalışsa bile ancak bir çırak onun bildiklerini öğrenip yaşatmaya devam ederek bu geleneği sürdürebilir.

Ucuz Bilet Bulunuyor...
Mynet Seyahat ile yola çık!
    Bu butonla sen de Mynet Seyahat yazarı olabilirsin!